Kaderimiz aslında doğduğumuz evlerde yazılır. Önce o evler, sonra da içine girmeye çalıştığımız toplum yaralar bizi. O yaralar büyür, sonunda o yaraların bizi götürdüğü yere gideriz.
Duygularımızı, derelerden hiç durmadan akan sulara benzetirim. Doğduğumuzda o derenin suyu pırıl pırıldır, berraktır. O dereye güzel seyler atarsanız suyun parlaklığı giderek artar ama hayat hep güzel şeyler yasamamıza izin vermez. Dereye attığımız her sıkıntı, her kaygı, her üzüntü derenin rengini bulanıklaştırır. Hele ki attıklarımızın içinde bolca acı varsa, su kapkara olur.
Hissettiğin herhangi bir şeyi başka bir insana aktardığında karşındaki insan sana hiç tepki vermeyip gözleriyle sadece şefkatli bir şekilde baksa bile kendini daha iyi hissedersin.