"Gözlerimizi açtığımızda, asıl karanlığın aydınlık olduğunu fark ettik."
Saramago, Körlük ile bizi fiziksel bir felaketin içine atıp hayatta kalma içgüdümüzü sorgulatmıştı. Görme ile ise bu kez çok daha tehlikeli bir yere, sandık başına götürüyor.
Her şey bir seçim günü başlar. Sağanak yağmura rağmen halk sandığa gider ama bir "anormallik" vardır: Oyların %83’ü boş çıkar. Hiçbir lider, hiçbir örgüt, hiçbir şiddet eylemi yoktur. Sadece halkın sessizce, "Sizin sunduğunuz bu oyunu artık oynamıyorum," demesi vardır.
Saramago burada demokrasinin sadece bir prosedürden ibaret olup olmadığını sarsıcı bir dille sorguluyor. Devletin, halkın bu demokratik tercihini (boş oy vermeyi) bir "terör eylemi" olarak nitelendirmesi, iktidarın aslında halktan ne kadar korktuğunun trajikomik bir kanıtı.
Eğer Körlük bir "sağlık" distopyasıysa, Görmek kesinlikle bir "siyaset" distopyasıdır. İlk kitapta göremediğimiz için karanlıktaydık; bu kitapta ise "gördüğümüz" için hedef tahtasındayız.
......Hadi her şeyi olduğu gibi söyleyelim, korku bizi kör etmez, biz zaten kördük, görebilen ama görmeyen körler."