Dicle'nin serin yamaçlarında bir çilek idim ben. Son taşkın bedevîlerin bağlar ve bahçeleri harap olunca geç yeşermiş, şiddetli güneş ile erken kızarmıştım. Bir gün kara kaşlı, kara gözlü bir arap kızı, nazik elleriyle koparıp koydu sepetine beni. Dalım ve yaprağım benimle idi. Umuyordum ki al dudaklarına dokunacaktım.
Mecnûn ile ben, soyutlanmışlık yolunun kervanıyız. Yolkesicilwr kervanımızq saldırıp da tekilligimizi bozmasınlar diye bazen o, bazen ben, sıra ile şu dünyanın aşk nöbetini tutuyoruz.
Fuzûlî
Her zaman böyle olurdu; yeni bir hâkimiyet, eski hâkimlerin öncelikle kendi hükümlerindeki insanlar tarafından dışlanmasını ve acımasızca elestirileri beraberinde getirirdi.