''Çalışmak için, başka bir şey için değil. Emek... En azından benim yaşam tarzım, var olmamın nedeni, yaşamımın amacıdır. Bak sen emeği çıkarıp atmışsın hayatından, neye dönmüş hayatın?...
''Düşünsene; ömür boyu soluk, acı çeken bir yüz görmüyorsun, ne senatoyla bir sorunun oluyor ne borsayla ne hisse senetleriyle ne raporlarla ne bakanın görüşmeleriyle ne rütbelerle ne maliyeyle... Hep içten, dostça sohbet edeceksin! Evden çıkmana gerek kalmayacak.. Bundan güzel bir şey olabilir mi? Hayat değil de nedir bu?''
Israrla tekrarladı Ştoltz:
''Hayır, hayat bu değildir!''
''Peki, sence nedir?''
''Böyle bir hayat...''Düşünmeye başladı Ştoltz, hayata ne ad vereceğini düşünüyordu. Sonunda şöyle dedi: '' Bu bir çeşit... Oblomovluktur...''
Oblomov gibi kişiliğinin her çizgisiyle, attığı her adımla, bütün varlığıyla Ştoltz'un yaşamındaki her şeye böylesine ters olan biri Ştoltz'la nasıl yakın olabilmişti. Bilinen bir gerçektir: Karşıt kutuplar sevgi yaratmıyor olsalar bile, ona engel de olmazlar.
Kendisinin de bir amacı vardı, bütün engelleri cesaretle aşarak o amacına doğru yürür ve yoluna ancak aşılmaz bir duvar ya da geçilmez bir uçurum çıkarsa dururdu. Ama gözlerini kapayıp kendini uçuruma atacak veya duvara toslayacak kadar gözü kara da değildi. Uçurumu, duvarı ölçer biçer, onları aşamayacağını anlarsa ,kendisi için ne diyeceklerini umursamadan, geri dönerdi.
Amacına ulaşma yolunda onun için ne önemli olan sebattı: Onun gözünde insanın kişiliğini gösterirdi bu. Amaçları ne kadar küçük olursa olsun, sebat gösteren insana saygı duyardı.