Çevremdeki insanlarla konuşmalarımda söyleyemediğim şeyleri, edebi diyaloglarımla söylemiştim. Ruhumu sıkıştıran yükü içimden söküp atmış ve kendime geri dönmüştüm; içimdeki her şeyin o zamana karşı '' hayır'' dediği bu anda, kendime ''evet'' demeyi başarmıştım.
İki savaş arasındaki fark işte buydu: 1939 Savaşı'nın düşünsel bir anlamı vardı, özgürlük ve ahlaki değerlerin korunması için savaşılıyordu. Bir amaç uğruna savaşmak insanı güçlü ve kararlı kılar. Buna karşın 1914 Savaşı realitelerden çok uzaktı. O savaş adil, barışçıl ve daha güzel bir dünya yaratma hayali ve çılgınlığı uğruna yapılmıştı. İnsanlar bilgiyle değil ancak boş hayallerle mutlu olabiliyorlardı.
Avrupa'nın 1914 yılında neden savaşa girdiğini bugün sakin kafayla düşünecek olursak, akıllı tek bir neden bulamayız. Bu ne bir fikirler çatışmasıydı ne de sınırlarla ilgili küçük sorunlar söz konusuydu. Bunun gücün fazla artmasından, kırk yıl süren barışla biriken ve bunu şiddet kullanarak boşalmak isteyen bir iç dinamizmin trajik sonucundan başka bir şey olmadığını söyleyebilirim.
Dışlanmışlıktan kaçınılamayacağına göre , o zaman tamamen dışlanmak daha iyiydi! Hor görülmek bizim değişmez yazgımızsa, o zaman buna gururla karşı çıkmalıydık.
İşte bunun için bizlerin her biri, hatta kuşağımızın en önemsizi bile, tarihsel gerçekleri atalarımızın en akıllılarından bin kez daha iyi bilir. Ama bildiklerimizin hiçbiri bize armağan değildi aksine biz bunun bedelini fazlasıyla ödedik.