Dicle'yim ben,
Dicle'nin sesi,
Çok uzaklarda, sürgün ülkesinde bir inilti
Bir inilti yabancı bir güneş altında,
Şavkının altında yabancı yıldızların, yabancı bir ayın
Seni düşünüyor.
Sen, çoktandır unuttuğum bir çobanın kavalı,
Bir atın koşusu, uzaklarda kalmış bir Mağrip rüzgârı misali ,
Dallarını, yapraklarını, tanelerini unuttuğum bir dut ağacı,
Kokularına doyamadığım bir reyhan dalı, zambak çiçeği,
Artık haber alamadığım bir turna sürüsü.
Sen, unutulmuş kaderim,
Sen, yitirilmiş aklım, hafızam.
Seni düşünüyorum kayboluş ülkesinde.
Seni düşünüp, hawar diye bağırıyorum
Hawar, ben, sen, bizler ne çok yorgun
Savaşlardan, kavgalardan, matem ve taziyelerden,
Yolculuklardan, göçlerden, darbe ve yaralardan.
Boynumuzdaki boyunduruk, el ve ayaklarımızdaki zincir,
Dilimizdeki kilit, ölümü ruhumuzun.
Kalubeladan biri süren esaretten yorgun.
Kaybolmuş, artık çok uzaklarda.
Dicle'yim ben,
Dicle'nin sesi.
Seni anlatan ses, yalnız ülke, sessiz toprak.
Ben yorgun, sen yorgun, biz yorgun.
Dörtnala kalkan atlar,
Kınından çekilmiş kılıçlar,
Patlayan toplar, gelip geçen ordular,
Gökyüzüne ulaşan fermanlar,