"Bizi bizden başkası zaten ayıramazdı.
Bize bunu bizden başkası yapamazdı.
Ah be sevgili;
hamdım belki
ama piştim
yandım.
Zaten beni senden başkası yakamazdı."
Dem, sessizliğin içindeki sesi duymaktır, dem bilgiyi sınamaktır, sorgulamaktır, üzerine düşünmek, ölçüp tartmak, kullanmaya hazır olmayı beklemek hatta hazırlanmaktır.
Dem, bir kitap okuyup üzerine de uyku uyumak değildir. Hikâyeyi yaşamaya devam etmektir, sonsuz olasılıkları üzerine derin muhakemeler yapmaktır, hikâyeyi anlamaktır... Üstelik onaylasan da onaylamasan da hiç yargılamadan anlayabilmektir. Okuduğumuz kitapları çabuk unutuyor olmamızın sebebi de budur işte. O kitabın üzerinde demlenilmemişse, düşünülmemişse, içsel muhakemesi yapılmamışsa, içeride fikir mesaisi harcanmamışsa, enine boyuna bir iç süzgeçten geçirilmemişse uçar gider. İçselleşmeyen bilgi bir işe yaramaz. Bu yüzden çok kitap okumak, "Haftada iki tane üç tane bitirdim!" diye övünmek sayı fetişizmine düşmekten başka bir şey değildir. Ayda bir kitap okuyup üzerine demlenmek, haftada beş kitabı okuyup unutmaktan daha evladır.