Kişi bazen geçmişine bakar: anılarını karıştırır, kurcalar, irdeler — yaşamının anlamı bakımından bulacağı, pırıl pırıl parıldayan güzellikler olduğu kadar, simsiyah karanlıklardır da; ama bir açıdan, pek de ayırdedemez kişi bunların anlamlarını: sanki, o güzellikler kadar o karanlıklar da eşit ölçülerde katılır, anlamına, yaşamının, kişinin.
Pırıl pırıl bir karanlık ve kapkara bir parıltıdır, anlamı, yaşamının, kişinin.
Yaşamının anlamı, ancak, kişi, bir an durup “Ne istiyorum ki?…” diye sorabildiğinde biçimlenmeğe başlar. Yani ancak eksikliği çekiliyorsa, yokluğu duyulabilmişse varedilebilir — kurulabilir, yoksa, yoktur.
Bu bakımdan, insanların büyük çoğunluğu anlamsız — anlam yoksunu — yaşamlar yaşarlar, çünkü yaşamlarındaki anlam eksikliğini hiç duymamışlardır.