Teninin kusursuzluğuna rağmen boynunda hafif kırmızı, bir sürü küçük ben olan bir bölge vardı, Aşil’in topuğu misali zayıf noktandı sanki. Kendini oraya astın, düşününce…
Bir kitap biter. Duygularınız yükselir, taşar… son kelimeyi okuyup kitabın kapağını kapattığınızda genzinizde sızlayan bir şey olur hani! İşte, o kitap; bu kitap! Bakın bir sürü farklı anlatıcıdan, farklı zamandan bahsediyorum. O kadar kişi ve zaman içinde kaybolmadan, kurgu hatası yapmadan geçmişle gelecek arasında köprü kurmak böyle bir kitap yazmak o kadar kolay değil! Kitap biteli çok oldu aslında, ruhum dinsin, zihnim dinlensin istediğimden bekledim. Kitabın kötü yanı yok muydu?.. Vardı elbette… hatta ipucunu yakaladığım anda lütfen iş oraya gitmesin, iç sesimle ilerleye ilerleye karşılaşmak istemediğim şeyle yüz yüze geldim: eş cinsellik… Sevdiğiniz bir yemeğin sonuna yaklaşırken tabaktan kıl çıktığını düşünün. Hıh, işte öyle bir histi benim için. Normal mi?… Değil ve lütfen normalleştirilmesin. Bir diğer husus da Türklere özgü okuduğum şeyler içimi huzursuz etti. Doğruluk payının olduğu yerler vardır muhakkak ama Amerika’nın yardım ettiği (…) (uçakla konserve atıyorlardı çatışma ortasında kalan bir topluluğa) cümlelerini okuduktan sonra hadi canım, dedim. Yani bir şeyi söylemeyince yalan söylemiş olmuyorsunuz ama gerçekleri de söylemiş olmuyorsunuz. Sessiz kalmak da haksızlıktır ya da birine sessiz kalırken diğer şeyi alenen yazıyorsan o da yanlılıktır. Ben Elif Şafak’ın kalemini -siyasi görüşünden bağımsız- seviyorum. Roman tekniğine hâkim ve derin bir araştırma yaparak kaleme alıyor eserlerini. Ancak okurken de içimden; bunu da yazmasan ne vardı, dediğim cümleler de kurmuyor değilim. Eğer eş cinsellik mevzusunu işlememiş olsaydı yeni hediye etmelik favori kitabım olurdu. Kitapla kalın.
Ancak, hikâyelere ne kadar değer veriyorsa hikâye anlatıcılarına da bir o kadar güvenmezdi kral.
”Yaraları zarar veren değil, zarar gören kişi taşır.”
Parası olunca insanın
Ölü’m başını salladı. Ölüm başını salladı. O ki bir ömür sabırla başını sallayarak harekete geçmemizi bekler. Bizse bir ömür mutfağa geçeriz, karnabahar yemeye ve ardından çay içmeye.