Habibe Öztürk

İnsan bozuldu mu, bunun çaresi yok.
Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisini; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur bizde insanoğlu şirazesiz kalmış. Hayat onun için ahenksiz, birbirini tutmayan, günün hayatına cevap vermeyen bir yığın ölü kıymetler tarafından idare ediliyor. Dünyaya baktığımız zaman ayrı görüyor, kendi kendimize kaldığımız zaman ayrı düşünüyoruz. Yığınlarca tezat içinde yaşıyoruz. Bütün şark dünyası bir izdirap içinde. 
Sayfa 93 - Dergah·Kitabı okudu
Reklam
Fikirlerimiz, onları taşıyacak kudrette olduğumuz nispette bizimdirler.
Sayfa 88 - Dergah yayınları·Kitabı okudu
Hastalık başka şeydi, ölüm başka şey… Aralarında o kadar uzun bir yol vardı ki…
Sayfa 18 - Dergah yayınları·Kitabı okudu
Zaman
…hangi zamanı saydıkları bilinmeyen bir yığın saat tıkırtısı içinde uyuyordu.
Sayfa 18 - Dergah Yayınları·Kitabı okudu
El ele
Şu alacakaranlığı bile yitirdik. Düşerken mavi gece dünyanın üzerine kimse görmedi bizi bu akşam el ele. Baktım penceremden Uzak dağ tepelerdeki günbatımı şenliğine. Güneşten bir parça yanardı bazen madeni bir para gibi avuçlarımda. O bildiğin hüznümle ben senin anımsıyordum daralmış ruhumla. Neredeydin o zaman? Kimlerleydin? Ne anlatıyorlardı sana? Nedendir yüklenişi sevdanın üstüme var gücüyle kendimi böyle kederli, seni bu denli uzak hissederken? Bak düştü yere hep alacakaranlıkta alınan kitap Ve pelerinim yaralı bir köpek gibi yuvarlandı ayaklarıma. Akşamları, sen hep böyle akşamları uzaklaşırsın Alacak karanlığın gittiği yere doğru, silerek heykelleri 
Sayfa 39 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Reklam