Ten acının dürtmesiyle uyanır; bu uyanık ve lirik madde, kendi eritilirim şarkısını söyler. Tabiattan ayırt edilemez olduğu müddetçe, unsurların unutulmuş içinde serilip yatmıştır: Benlik tarafından henüz zaptedilmemiştir. Istırap duyan madde yer çekiminden kurtulur,evrenin arta kalan kısmına artık bağlı değildir,kendini gevşemiş bütünden tecrit eder;zira bir ayrılık etkeni ve bireyleşmenin etkeni olan acı,istatiksel bir alınyazısının zevklerini inkar eder.
Her insan derinliklerinin zararına ilerler;her insan kendinden kaçan bir mistiktir:Yeryüzü, varılmayan hidayetler ve ayaklar altına alınmış sırlarla doludur.
Bütün bu ütopyalar arasında en tuhafıda kendi kendimize verdiğimiz yorgunluğu attığımız,doğmuş olduğumuz bir evren ütopyasıdır;bütün yorgunluklarımızın kozmik yastığı olan bir evren… Nostaljik Özlem’de,elle tutulur bir şey değil,zamandan ayrışık ve bir cennet sezgisine yakın olan soyut bir sıcaklık aranır. Varoluşu olduğu haliyle kabul etmeyen her şey,ilahiyatın alanına girer. Nostalji,Mutlak’ın arzu unsurlarıyla inşa edildiği,ölgünlükle işlenen Sınırı-Belirsiz’in Tanrı olduğu,duygusal bir ilahiyattır sadece.