Onca yolun ve kıyının üzerinde,gözlerimiz kendi içlerinde boğulmayı reddettikleri zaman,kuruluklarıyla,hayran oldukları nesneyi koruyorlardır.Gözyaşlarımız tabiatı heba ederler. Zira ancak en yüksek arzularımızı serbest maceralarına bırakmayı reddederek oluruz: Hayranlığımızın ya da hüznümüzün çemberine giren şeyler,sadece onları sulu vedalarımızla kurban edemediğimiz ve kutsamadığımız için orada kalırlar.
…Böylelikle,her geceden sonra,kendimizi yeni bir günün karşısında bulduğumuzda, o günü doldurma gerekliliğinin gerçekleştirilemez oluşu içimizi ürküntüyle doldurur; ve ışık içinde nerede olduğumuzu şaşırmış bir halde ,sanki dünya az önce sarsılmış ve kendi Yıldızı’nı icat etmiş gibi, bir teki bile zamanın dışına çıkarmaya yetecek olan gözyaşlarından kaçarız.