Yapmak zorunda olduğunuz şeye inanmalısınız, şüphe ile gölgelenmemiş bir zihinle inanmalısınız ve sonra onu anlayıncaya kadar üzerinde düşünmelisiniz. İşte o zaman arınmaya ve iç dünyanızı yaratmaya başlarsınız. Daha çok anlayış ve farkındalık ve ilerleme kaydettikçe; kendi kendini yöneten ruhun büyülü potansiyeli ile açığa çıkan dış faktörlerdeki güçsüzlükleri de keşfedersiniz.
Bir insan kaderin zalimliği veya şartların zorluğu yüzünden düşkünler evine girmez, kirli düşüncelerin ve temelsiz arzuların yolunu izlediği için girer.
Ölmek! Bunun anlamı ne? Ölümden söz ederken rüyada gibiyiz. İnsanları can verirken görmüştüm. Ancak, insan o kadar sınırlı bir çerçeveye hapsedilmiş ki, varlığının başı ve sonuna dair tek bir düşüncesi yok.
Perdeyi kaldırıp ardına adım atmak! İşte hepsi bu kadar! Peki, neden bocalıyor, neden çekiniyorum? Çünkü perde arkasındaki dünyanın nasıl olduğunu bilmiyorum. Üstelik oradan dönemem de artık. Orayla ilgili hiçbir bilgiye sahip olmadığı hâlde, oradaki kargaşayı ve karanlığı sezebilmemiz, ruhumuzun bir üstünlüğü olmalı.