Hüzün kokan şarkılar vardı geceme eşlik eden,
Bir yandan da bıçağını bileyen,
Hazırlık yapıyorlardı sinsice,
Hasret yaralarını deşmeye yeltenircesine,
Oysa yoldaş bellemiştim boynu bükük yalnızlığıma,
Dost eylemiştim zincirli sırlarıma.
Bide hasret kokan insanlar vardı,
Kokusu buram buram kaybolan,
Gözden, gönülden ırak olan.
Hangisi daha acıydı ?
Yaraları deşen şarkılar mı,
Yüzüstü bırakıp giden insanlar mı,
Yoksa prangalı yalnızlığım mı ?
Bir sabah elbet güneş de doğacak penceremde
Ama bil ki ateşin hala yanacak yüreğimde
Göz yaşlarım akıp gidecek, selden öte selden ziyade
Bir canım var vereceğim, baldan öte baldan ziyade.
youtu.be/vEPhXteeLOQ
İşliyor içime
Yalnızlığın saltanatı umarsızca
Kol geziyor başı boş,
Ruhumun sokaklarında serserice.
Köşe başında bir dilenci oturuyor,
Vücut buluyor onda,
Gözümde canlanıyor bir anda
Yalnızlık, umutsuzluk, hüzün,
Yinede geçiyorum yanından sessizce.
Kafasını kaldırıp bakıyor bu saltanata,
Ağzından tek bir cümle dökülüyor zorla,
Allah sevdiğine kavuştursun beyim..
Bilmiyor ki hiç ayrılmadım sevdiğimden,
Küçük bir çocuk gibi tutup ellerinden,
Köşe bucak gezdirdim yalnızlığımı,
Masama oturtup birlikte yedik yemeği,
Uyurken ona sarılıp,
Uyandığımda onunla uyandım,
Ellerim de büyüttüm,
Kalabalıklara inat.
Hoş, insan nasıl ayrılsın sevdiğinden,
İyisi mi sen al şu parayı,
Bırak bizi baş başa..