İşliyor içime
Yalnızlığın saltanatı umarsızca
Kol geziyor başı boş,
Ruhumun sokaklarında serserice.
Köşe başında bir dilenci oturuyor,
Vücut buluyor onda,
Gözümde canlanıyor bir anda
Yalnızlık, umutsuzluk, hüzün,
Yinede geçiyorum yanından sessizce.
Kafasını kaldırıp bakıyor bu saltanata,
Ağzından tek bir cümle dökülüyor zorla,
Allah sevdiğine kavuştursun beyim..
Bilmiyor ki hiç ayrılmadım sevdiğimden,
Küçük bir çocuk gibi tutup ellerinden,
Köşe bucak gezdirdim yalnızlığımı,
Masama oturtup birlikte yedik yemeği,
Uyurken ona sarılıp,
Uyandığımda onunla uyandım,
Ellerim de büyüttüm,
Kalabalıklara inat.
Hoş, insan nasıl ayrılsın sevdiğinden,
İyisi mi sen al şu parayı,
Bırak bizi baş başa..
Güneşin parlak,
Gökyüzünün sonsuz maviliği arasında,
Mutlu sabahlara uyanmayalı bir hayli oldu.
Sabahları keder uyandırdı,
Sığındığım rüyalarımdan
Kaçtığım, kurtulduğum tek sığınağımdan.
Kaçtım.
Şehirlerce uzaklaştım
Ruhumu bıraktım geçmişimde
Kurtulacağım sandım zindan gibi zehir kederden.
Sonra geç farkettim.
Kederin, hüznün aslında ben olduğuma
Kendimden kaçtığımı çılgınca,
Bir bıçak gibi ruhuma saplanan hüznü,
Kendi ellerimle büyüttüğümü,
Bir çocuk sever gibi sevdiğimi,
İlgi bekleyen sevgili gibi
Sabah akşam yanından ayrılmadığımı,
Aslında biraz da ondan hoşlandığımı,
Geç fark ettim..
🖋 HS