Öğrenci Kız, kitabın sonsözünde de karşılaştırıldığı Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabından daha çok içime işledi diyebilirim. Sebebi ise bir genç kızın yaşadığı içsel çekişmeleri kendime daha yakın bulmamdır. Salinger’in genci toplumla ve kendiyle hesaplaşmalarını bir erkek olduğu için etrafına yansıtabilecek gücü kendinde bulurken; Dazai’nin genç kızı içinden geçenler ve gerçekte yaptıkları arasındaki tutarsızlık sebebiyle sürekli kendinden nefret etmekte ve kendine acı çektirmektedir. Annesine, hizmet etmek zorunda bırakıldığı misafirlere, sokakta ona laf atan serserilere, otobüste hakkını yiyenlere hep yumuşak başlı davranarak kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Bu defans yöntemini geliştirmiş olan öğrenci kız, içinden geçenleri bastırmanın hem acısını yaşıyor hem de düşündüklerinden utandığı için herkese karşı da suçluluk hissediyor. Çünkü asla samimi olmadığını kendisi biliyor. İçinden geçtiği gibi davranabildiği, gerçekten kötü yüzünü gösterebildiği topal ve çirkin köpeği dışında kimsesi olmaması, güzel köpeğine bile bu yönünü göstermekten çekinmesi toplumsal rolünü ne kadar içselleştirdiğini göstermektedir. Bu rolü oynamasına en büyük sebep de yine kendi de bu rol içinde benliğini kaybetmiş bir kadın olan annesidir.
Kadınların üstlerine yapışan ve çok genç yaşta görev bilmeye başladıkları yumuşak başlı, güler yüzlü, yardımsever, sakin ve sevimli olma hali ile gerçek kimlikleri arasındaki çekişmeyi yaşayan öğrenci kızın hikayesinde her kadın kendisinden bir şeyler bulacaktır.
Bu öyküyü ve Kurtlarla Koşan Kadınlar’da yer alan Vasalisa bölümünü tüm kadınlara tavsiye ederim.