Yetişkin olmak, daima bir maskenin ardında kalmaktır. Gerçek anlamda olgunlaşmış insan, başladığı yere,yani çocuğa geri döner. Çünkü tüm hakikatimiz yalnızca o çocukta saklıdır; zira tüm hakikatimiz, yalnızlıkta, terk edilmişlikte, yitirilen hayallerde, dünyanın tamamından beklediğimiz çocukça ilgide gizlidir. Bilge, büyük siyasetçi, sıradan insan ve herkes olmak burada başlar. Yaşam boyu daha sonra yapılan her şey, o çocukla sürdürülen kesintisiz bir iç diyaloğun devamıdır.
Toplumsal karakterimiz ise hafızasızlık ve farkına varmak istemediğimiz ikiyüzlülüktür.
Gençliğimiz haram, gençlerimiz heder, geleceğimiz heba olmuştur.
Kimin tarafından yetiştirilirse yetiştirilsin, bir çocuğun küçücük evreninde en derinden sezilen, en ince algılanan şey, haksızlıktır. Çocuğa yapılan haksızlık küçücük bir şey olabilir. Ne var ki çocuk da, çocuğun dünyası da küçüktür; bu ölçüler içinde çocuğun tahta atı en iri küheylanların boyundadır.
İnsan katlanmak zorundadır, işin bütün sırrı budur. Kendi karakterine, kendi tabiatına katlanmak zorundadır; çünkü ne tecrübe ne de kendi eksikliklerini, şahsi menfaatlerine ve açgözlülüğüne dair içgörü bir şey değiştirir. Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimizin bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zeka yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.