H.'nin kitapları gibi, S.'nin bulaşıkları da mutfakta, masaların üstünde, sehpalarda, yatağın yanında birikmeğe başladı. Sonra elbiseler, çoraplar ve ayakkabılar da ev yüzeyindeki bu birikime katıldı. Tabakların, tepsilerin, bardakların, bir kenarı ısınlmış kurabiyelerin, gazetelerin, meyva kabuklarının, sigaraların (içilmemiş ve izmarit), kibritlerin (yanmış ve yanmamış), açık duran kitapların ve dergilerin yanında top olmuş kadın çorapları, kol düğmeleri, jartiyerler, hırkalar, kirli gömlekler, gecelikler, havagazı makbuzları, portakal çekirdekleri, bakkal yiyecek sipariş kağıtları, yarısı yenmiş üzüm salkımları, elektriğin kesildiği geceelerde kullanılan mumlar, çivisinden düşen çerçeveli resimler, vesikalık fotoğraflar, bozuk paralar, makaslar, hatta jiletler, kalemler, zincirli bilezikler, ütü (bir taneydi), mektup zarfları (yazılı ve boş), mektuplar (genellikle, zarf larından ayrı yerler de), mektup açılırken zarflardan kopan kağıt parçaları, boş sigara paketleri ve mahiyetleri anlaşılamayan bazı buruşuk kağıtlar birer birer yerlerini aldılar. Zamanla, H.'nin uykusu (gündüz uykuları) kaçmağa başladı. Bir gün gene bir sevişme sonrası uykusunun yarısında ter içinde uyandı; karısının üstünden, onu uyandırmadan atladı ve evliliğinin ilk aylarından kalan bir alışkanlıkla ve uykulu adımlarla yıkanmağa gitti.
Dönüşte, oturma ve yatak odalarının çeşitli yerlerinden, kitapların ve mutfak eşyasının üstünden çamaşırlarıyla elbiselerini topladı ve giyindi. Bir süre, uyuyan karısını seyretti. Başka bir süre, eşya denizine takıldı gözleri. Bunaldı. Bunalmasaydı; bu dağınıklığı, her zaman olduğu gibi sevgi dolu gözlerle seyretmeyi bilebilseydi her şey başka türlü olurdu öğretmenim.