Erkeklerin hafifmeşrepliğini normal bir dürtü, kadınların fahişeliğini ise bir kamu sağlığı tehdidi olarak gören bu çifte standart hayatın kabul edilmiş bir gerçeğiydi.
Ne var ki mahkemede dağıtılan adaletle parlamento binasında yazılan adalet aynı değildi. Yeni yasalar ne olursa olsun hem yargıçlar hem de jüri, özellikle kızların "bunu istediğine" veya davayla para koparmaya çalıştığına dair emareler gördüklerinde, erkeklerin kızlarla seks yapmasını cezalandırmakta zorlandılar.
hukukun gayesi, sosyal sınıfı ve cinsiyeti ne olursa olsun herkesi doğru davranmaya mecbur etmekti. Ahlaklı davranışı dayatan yasalar olmazsa adil bir toplum da olamazdı.
Artık sanki yaşamıyorum, yaşayan birini seyrediyorum; daha önce bildiğim romanı okur gibiyim. Bir roman, kendini okumaya başlasaydı herhalde bu kadar sıkıcı bulurdu kendini...