Dostoyevski, "Avrupa'yi kendimizden çok daha iyi tanıyoruz", diyor. Biz ne kendimizi tanıyoruz, ne Avrupa'yi. Tarihimiz mührü sökülmemis bir hazine. Sosyologlarimiz bir Kızılderili köyünü keşfe gider gibi, alan çalışmalarına koyuluyorlar. Avrupa'yi, Avrupa'nin istediği kadar tanıyoruz.
Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye'nin insanından şikayetçi. Insanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammulleri yok. Vatanlarini yaşanmaz bulanlar, vatanlarini " yaşanmaz"lastiranlardir.
... Her iki kitap da peşin hükümlerin rahatını kaçırdı, ne sol'un hoşuna gittiler, ne sağ'ın. Anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlıgin, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.