Kum çıplak ayaklarını okşarken dalgalara,üzerlerindeki yakamoza daldı gözleri. Arkasına büyük bir zarafetle dönerken ince sesi ile bağırdı. Daha çok bir yakarış değil de bir kabulleniş gibiydi.
"Yıldızların şehri!"
"Sadece benim için mi parlıyorsun?" Nefes alış ve verişi yankılanıyordu. Ya da sadece zihni artık etraftaki gürültüyü reddediyordu. İç sesi tüm gürültüyü bastırıyordu.
Cevap yoktu.
Cevap beklemiyordu.
Vücudu tekrar yakamoza döndü.Ve takrar yıldızlara.
Vücudu serin suya tepki bile vermeden batarken
"yıldızların şehri, hiçbir zaman tam anlamıyla parlamadın."
Sözcükler dudaklarına yerleşemeden suya teslim oldu. Gökyüzünde asılı kalan tek yıldız parlamayı sürdürdü.