Hindistan'daki zanaatçıların eşyaları elleriyle tuttukları gibi ayaklarıyla da tutma adeti; hurma ağaçlarının şaşılacak yüksekliği; o sırada Batı Hint Adaları'ndan yeni getirilen egzotik bir meyve olan "ananasın aşırı lezzeti." Kahvehaneler kendi kendini eğitme, edebi ve felsefi kurgu, ticari yenilik ve bazı durumlarda siyasal mayalanma merkezleriydi. Fakat her şeyden önce haber ve dedikoduların, müşterilerin, yayınların ve bilginin birinden diğerine dolaşmasıyla birbirine bağlanan takas daireleriydi. Avrupa'nın kahvehaneleri hep birlikte Akıl Çağının intemeti işlevi gördüler.
Birkaç yıl önce kasabada bir arkadaş vardı. Eğlencesi, sabah saat sekizde Charing Cross'ta bir yalan söylemek, sonra o yalanı izleyerek akşam saat sekize kadar tüm kasabayı dolaşmaktı. Akşam arkadaşların toplandığı bir kulübe gelir, yalanın Covent Garden' daki Will's kahvehanesinde nasıl sansürlendiğini, Child's'te ne kadar tehlikeli bir olay haline geldiğini ve Jonathan's'ta nasıl
kayıtsızlıkla karşılandığını anlatarak arkadaşlarını eğlendirirdi."
"Nükteden ve Neşeden keyif alıyorsan ve duymaya can atıyorsan haberleri dünyanın her tarafından, Hollandalılardan, Danimarkalılardan, Türklerden ve Yahudilerden gelenleri,
Al sana yeni bir buluşma yeri:
Bir Kahvehaneye git ve duy mutlaka doğrudur... Hükümdardan Fareye kadar, tüm dünyada hiçbir şey yapılmamış,
Fakat her gün ya da her gece Kahvehaneye üşüşülür."
Kahve, alkolün bir alternatifi, özellikle entelektüellerin ve işadamlarının tercih ettiği bir alternatif olarak dünya çapında üne kavuşmuştu. Fakat bu yeni içkinin tüketilme tarzı, içkinin kendisinden de önemliydi: Kahve kadar muhabbet de dağıtan kahvehanelerde tüketiliyordu. Kahvehaneler sosyal, entelektüel, ticari ve siyasal alışverişe tamamen yeni bir ortam sağladılar.