Ey ruhum Bir gün sen de kendi Adem'in olabilirsin. Ölüm gelmeden önce ölümün şartlarına bürünerek ölümü aşabilirsin. Sen de ölümün ötesini ufuklardan, sabah vaktinden, seherlerden, gece çilelerinden sorabilirsin, o değişmez mevsimin çiçeklerini, dizlerin kan içinde kalsa da inancın yüce Dağ doruklarından toplayabilirsin
Hakikat ruhumuzun kulağına fısıldayarak der ki: boş durma insanoğlu, imanını imtihan ettir. İbrahim ol, inkarların ateşine bulan, ama yanmamak şartıyla insanoğlu. Yusuf gibi eşyanın karanlığına in ve orada da Allah'ı anmayı unutma. El kervanlarına katıl düşünce ve sanat oymaklarını kelebek gibi değil, arı gibi dolaş bir gül karınca gibi bilgi harmanlarını arşınla nokta ta çıktığın noktaya döndüğün zaman mana gelini kendini sana teslim edinceye kadar. Adem'in dünyada cenneti, ahireti özleyişiyle dönüş dairesinin yarısı bitmiş olur. Dönüş başlamış demektir. Kader bir gün daireyi tamamladığı zaman, yolculuk ilk çıkış noktasından yine en yüce noktaya yöneldiği vakit Bir başka iklimin rüzgarları esecektir. Kulağımıza başka sesler gelmekte, ayağımızın altından artık Toprak kaymaktadır
Çocuğun ilk dünya algıları gibi. Çocuk eşyayı ilk sıraları kendi beninden ayıramaz. İç ve dış ayrımı başlangıçta yoktur onda. onun için yanlış olarak çocuğu egosentrik olarak nitelerler. Aslında çocuk eşyayla kendi benini birbirinden ayıramıyorsa, bu kendi beynine olan düşkünlüğünden değil, belki henüz kendi bedeninin de dış aleminin de farkında olmamasındandır. Çocuk, büyük ve metafizik bir anemilik içindedir. Adem'in cennette yaşadığının bir minyatürünü yaşamaktadır bir rüyayı, büyük bir Evren şarkısının rüyasını yaşamaktadır. Hep tatlı ahenklerden örülü bir musikinin içinde ermektedir.
Ahiret de, cennet de, dünyaya batmış dünya boyasına boyanmış kişiye bir şey söylemez. Onun kalbini çağırmaz ahiret, çağırsa da ahiretin çınlamasını duymaz o kalp. Bu kalbin gözlerinin görüş sınırı Dünya çizgileridir
Bir kuş tuzağa tutuldu. Çünkü kursağına buğday girdi.
Zaruretin tohumudur buğday. İçinde özgürlüğü yok eden bir güç gizli. İnsanı içten yakalayan bir zincirdir.
Evet, buğday, sonsuz zenginliğin içinde fakirliğin, imkanın içinde zaruretin tohumu olarak boy gösterdi cennette.