Evde pek az eşya bulundururdu ama bir vazo veya kâse içinde her zaman renk renk çiçek olurdu, belki kendisinin severek aldığı, belki de bazı kadınların gönderme inceliğini gösterdiği çiçeklerdi bunlar. Duvarlar rengârenk kitaplarla doluydu, güzel ciltli ya da kâğıtla özenle kaplanmış kitaplardı hepsi de çünkü kitapları tıpkı konuşmayan hayvanlar gibi çok seviyordu.
Özellikle fazla eril olan her şey onda tam bir fiziksel tedirginliğe yol açardı. Kadınlarla daha rahat konuşurdu. Onlara sık sık mektuplar yazmaktan hoşlanır ve kendisini onların yanında daha rahat hissederdi.
Gürültünün her çeşidinden, hatta -"isminin etrafında oluşan bütün bu yanlış anlaşılmaların toplamı olan" diyerek bir keresinde ne güzel ifade ettiği- kendi şöhretinden bile kaçtığından, şiddetle çarpan meraklı dalgalar onu sadece ıslatabiliyor, kişiliğine asla ulaşamıyordu.
Dışarıya karşı iyi ve prestijli görünmek için savurganlık yapılmıyordu; bu genç Fransız şairlerin hepsi de halkın tümü gibi yaşamdan keyif almak için yaşıyorlardı, bunu da kuşkusuz en iyi biçimde, yaratıcı çalışmanın zevkiyle sürdürüyorlardı.
Bu şairlerin büyük bir hırsa kapılmadan çalıştıkları bu küçük işlerden bekledikleri şey, iç dünyalarının bağımsızlığını sağlayacak bir dış güvenlikti sadece.