Fâili Meçhul

Fâili Meçhul
@Hakkanii
Sözün bittiği yere geldiğin zaman Hangi edebi eser hangi şiir hangi roman Derdine derman olabilir ki?
Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Özeleştiri
Yürekte yara yok, sözlerde tesir Tükettik her şeyi, neyimiz kaldı En derin mânâlar maddeye esir Tükettik her şeyi, neyimiz kaldı Belki delirmedik ama kudurduk Nefsimize göre bir dünya kurduk Zevkin de keyfin de dibine vurduk Tükettik her şeyi, neyimiz kaldı İliklere kadar girdi siyaset Fikir müflis, vizyonumuz hamaset Önyargının adı oldu feraset Tükettik her şeyi, neyimiz kaldı Ufuk olmayınca dünden dem vurduk Yarını olmayan günden dem vurduk Biraz sıkışınca dinden dem vurduk Tükettik her şeyi, neyimiz kaldı Düzenbaz diriler düşünce gözden Ölülerden medet umduk bu yüzden Âlâ düşman mı var ki bize bizden Tükettik her şeyi, neyimiz kaldı Bozacının şahididir şıracı Nereye el atsan durum çok acı İbadetler bile reklam aracı Tükettik her şeyi neyimiz kaldı
Şiir
Karacaoğlan
Sultan Süleyman'a kalmayan dünya Bu dağlar yerinden ayrılır birgün Nice bin senedir çürüyen canlar Hakkın emri ile dirilir birgün Ne güzel yapıdır cennet yapısı Çok aradım görünmedi kapısı Benim korktuğum yol Sırat Köprüsü Cehennem üstüne gerilir birgün Karşıki dağlar da karlı dağ olsa Çevre yanı mor sümbüllü bağ olsa Ağa olsa paşa olsa beğ olsa Yakasız gömleğe sarılır birgün Bu dünyada adem oğluyum dersin Helalı haramı seçmeden yersin Yeme el malını er geç ödersin İğneden ipliğe sorulur birgün Gökte yıldızların önü terazi Ülker ile aşar gider birazı Yarın mahşerde de sorarlar bizi Hak mizan terazi kurulur birgün Karac'oğlan der ki konup göçersin Ecel şerbetini birgün içersin Sırat Köprüsünden sonu geçersin Günahın eline verilir Birgün ..
Şiir
Ölüm Ne dil de söz, ne göz de fer bırakır Ne damakta tat, ne beden de takat Ne de aşk bırakır gönül de Sevmeyi bile unutturur cana Üşürsün kavurucu çöl sıcağında Kararır dünyan gündüzün tam ortasında tanıdığın o kadar insan yabancı olur sana Adını bile hatırlamazsın, avazın çıktığı kadar bağırmak istersin lakin ne sesin çıkar ne de duyan olur seni Renkler solar, pusulan şaşırır, zaman durur, nefesin kesilir Hiç yaşamamış gibi yokluğa uzanırsın hiç var olmamış gibi...
1641 senesinde Şanlıurfa’da, Yusuf Nâbî isminde bir çocuk dünyaya gelir. Büyüdükçe hikemi şiirler yazmaya başlar. Peygamber âşığı olarak büyüyen bu güzel insan 1678 tarihinde, o zamanın devlet ricaliyle birlikte Hac vazifesini ifâ için yola düşer. Nâbî çok heyecanlıdır. Zira peygamber âşığı olan bir şair için Medine onulmaz bir mutluluktur. Lakin yol çok uzundur. Yolda bir müddet dinlenirler. Herkes oldukça yorgundur. İçlerinden bazıları istirahate çekilirler. Tam bu esnada Yusuf Nâbî’nin dikkatini biri çeker. Dikkatini çeken bu adam bir paşadır ve paşa ayaklarını Medine’ye, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimizin (a.s.v.) mübarek istirahatgâhına doğru uzatarak yatmaktadır. Nâbî’yi derin bir elem sarar. O anda kalbine iltica eden ilham ile şu naatı okur: “Sakın terk-i edepten, kûy-i Mahbûb-i Hudâ`dır bu; Nazargâh-ı ilâhîdir, Makam-ı Mustafâ`dır bu. Felekte mâh-ı nev, Bâbu`s-selâm`ın sîne-çâkidir; Bunun kandîli, cevzâ matla-ı nûr-i ziyâdır bu. Habîb-i Kibriyâ`nın, hâbgâhıdır fazîlette; Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ`dır bu. Bu hâkin pertevinden oldu, deycûr-i adem zâil; Amâdan açtı mevcûdât, çeşmin tûtiyâdır bu. Murââd-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha; Metâf-i kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.” Paşa, saygısızlığını ikaz eden bu şiir karşısında utanır. Hemen toparlanarak Nâbî’ye döner ve der ki: - Bu şiiri ne zaman yazdın? - Az önce yazdım.
Şiir