Düşmek iyidir. Tutunacak bir dal olup olmadiğın gösterir insana. Görmezden geldiği gerçekleri vurur yüzüne. Hevesle çaldığı her kapının evi olmadığını öğretir.
Max Lucado "Orkestrayı yönetmek isteyen, sırtını kalabalığa dönmelidir." der. Biz bir eğitim orkestrasını yönetiyoruz, geleceğin bestesini yapıyoruz. Bu bestenin güzel olması için bazen kalabalığa sırtımızı dönmeliyiz.
Ne zamanki tutkuyla çalışmaya ve üretmeye başlarsıniz, üç büyük ödül kazanırsınız:
1.Dedikodu yapacak vaktiniz kalmaz.
2. Başkalarının sizinle ilgili dedikodularinı duymazsıniz
3.Kendi ürettiklerinizin somut sonuçlarinı görme mutluluğu yaşarsınız. Üretmeyen insan hayatla kavga eder.
Öğretmenler, doktorlar, aktivistler, bilim insanları, sanatçılar... Yani bir yandan ideal bir dünya hayali kurup bir yandan da tabiri caizse kol gibi faturalarını ödeme derdiyle boğuşan güzel insanlar. Mücadele kolay mıydı? Tabii ki hayır! Önlerine çıkan engeller saymakla bitmezdi. "Bu işler böyle gelmiş böyle gider" diyenler, "Sen mi kurtaracaksın dünyayi ve elbetteki memleketi?" diye burun kivıranlar, "Bırak boş işleri, kendini kurtar" diye nasihat verenler, "Adamın hayrı olsa önce kendini kurtarır, ayağında ayakkabı yok" benzeri veciz sözlerle yüreklendirenler Ama onlar yine de yılmadı. Bir çocuk okusun diye çabaladılar, bir ağaç dikilsin diye uğraştılar, bir insan haksızlığa uğramasın diye ses çıkardilar. Ufak ufak, sabırla... Cünkü bilirsiniz, iyi şeyler genelde yavaş olur.
Kötülük hız treniyse iyilik emektir, terdir, sabırdır.