Bu göğün altında her şey öyle göz okşuyordu ki! Birbirini kovalayan gölgelerin Spithead'deki gemilerin ve daha gerideki adanın üzerinde oynaşması, şimdi iyice yükselmiş olan ve keyifle dans ederek ahenkli seslerle surlara çarpan denizin durmadan değişen renkleri...
Doğamızın herhangi bir yetisinin diğerlerinden daha üstün olduğunu söyleyebilirsek bence bu, bellektir. Belleğimizin gücünde, zayıflıklarında, ayarsızlıklarında, zeka yetilerimizin hepsinden daha anlaşılmaz bir yan var. Bellek denen şey bazen öyle tutucu, öyle işe yarar, öylesine uysaldır. Bazen de o derece şaşkın ve zayıf! Başka zamanlarda da öylesine dik başlı ve yola gelmez! Gerçi biz insanlar her bakımdan bir mucize sayılırız ama anımsamak ve unutmak yeteneğimiz özellikle anlaşılmaz bir sır!
İnsanlar uygarlık sonucu daha çok kan dökücü olmadılarsa bile en azından daha kötü, daha iğrenç birer cana kıyıcı olmuşlardır. Eskiden yalnız hak uğruna kan dökülür, istendiği kadar insan gönül rahatlığıyla öldürülürdü. Oysa zamanımızda kan dökmeyi iğrenç bir davranış olarak nitelediğimiz halde yine de bu iğrenç işle uğraşmaktayız, hem de eskisinden daha çok. Bunun hangisinin daha iğrenç olduğuna varın kendiniz karar verin. Derler ki, Kleopatra halayıklarının göğüslerine altın iğneler batırmayı sever, onların çığlıklarından, kıvranmalarından zevk alırmış. Şimdi siz bana diyeceksiniz ki, bunlar tam barbarlık çağında geçmiş. Bugün bile barbarlık çağıdır, çünkü insanlar çağımızda bile birbirlerini iğneleyip duruyorlar; günümüzün insanları barbarlık çağına oranla daha açık görmeyi öğrenmiş olmakla birlikte henüz bilim ve mantığın buyurduğu biçimde davranmayı öğrenememişlerdir...
Gerçekten de böyleydi bu; işte burada kendi kendime şu yersiz soruyu sordum: "Acaba kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten bir acı mı daha iyidir? Evet, hangisi daha iyidir?"