Mutlak ve aşkın olan müşahede edilir ama tarif edilemez. Görülür ama anlatılmaz. Kelimeler, gözün ve gönlün şahitliğine yetişemez. İnsan kelimelerle önce kendine, sonra başkalarına bir şeyler anlatır şüphesiz. Gördüğü güzelliği anlatmak bir alicenaplık da olabilir. Ama gerçek iyilik ve cömertlik, gördüklerini anlatmak değil başkalarını da görmeye ve duymaya hazır hâle getirmektir. Başkalarının da o hâli yaşaması için çaba sarf etmektir.
Erdemin bilgisine ve bilginin erdemine sahip olanlar, akli ve ahlaki mânâda iyi ve mutlu bir hayat yaşarlar. Ve “İyilerin başına hiçbir kötülük gelmez çünkü zıtların birbirine karışması mümkün değildir.” Romalı Stoik filozof Seneca'nın bu sözü, her tür felaket ve fenalık karşısında iyi insanların iç dünyalarını koruma gücüne sahip olduklarını vurgular. Yalan, iftira, ihanet, sürgün, cinayet gibi kötülükler elbette iyi insanların da başına gelebilir. İyileri kötülerden ayıran, bu fenalıklara nasıl tepki verdikleridir. Kötülük karşısında kötüleşen, mücadeleyi baştan kaybetmiştir. Kötülük karşısında iyi kalabilenler gerçek mânâda erdemli ve mutlu olanlardır. Taocu bilgelerin dediği gibi esas mesele, canavarla mücadele ederken canavarlaşmamaktır.
Zira her şeyin iç içe geçtiği bir çağda, hiçbirimiz “benim kendi düşüncem” diyerek işin içinden sıyrılamayız. Tefekkür her şeyden önce bireyin kendi adına ve dünya için sorumluluk almasını ifade eder. Bu sorumluluk bilinci olmadan hiçbir düşünce ameliyesi zihinsel jimnastiğin ve kurnazlığın ötesine geçemez.
İnsanın aydınlanması, aklıyla, kalbiyle ve tüm varlığıyla hakikatin ışığına yöneldiği zaman olur. Aydınlatan hakikatin kendisidir; aydınlanan da aklı, duygusu ve kalbiyle bir bütün olarak insandır. Aklı aydınlanıp kalbi karanlıkta kalan insan zeki ve başarılı olabilir ama hüsranda olmaktan kurtulamaz. Hesabî akıl ile amacına ulaşan kişi “iş bitirici” olabilir ama akıl ve erdem sahibi olamaz. Akıl ve erdem sahibi olmayan kişi ise mutlu olamaz.
Akıl bir nurdur, ışıktır, aydınlanmadır, işrâktir ama kendi başına müstakil bir hakikat değildir. Bütün sonlu varlıklar gibi onun ışığı da sonludur ve sınırlıdır. Dahası aklın ışığı, her zaman zihnimizi aydınlatmayabilir ve kalbimizi ısıtmayabilir. Tarih, aklın yolu diye anlatılan pek çok şeyin insanları karanlığa, felakete, zulme götürdüğünün örnekleriyle dolu.