Ne olursa olsun kadın konuşmuştu. Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir. İşte buna seviniyordu.
Nice dertler köşesinde bir gam yükü sarmış başımı,
Hangi yana çevirsem ağlar durur figânım.
Ben bir ney misâli içten içe yanarım, tutuşur miadım,
Elim tambur çalar, göğsümde derûni bir âh tutuşur.
Çöllerde bir bedevi seni aramış, duymuş nâmını,
Hangi çıkmazın eşiğinde heyûlâ, hayret! Yakmış nârını,
Sen âhu gözlü bir ceylan gibi sekerken bağrımda, verdin kararını,
Söyle bu derdin dermânını, hicvetmesinler beni.
Elalem diyârını nicedir seyreder bu âlemden gözler,
Semazenin serverinden el alıp seçtim yolumu.
Taşırım üzerimde bazen kindar vuzuhumu,
Sen taşla bari şeytan, yoluma çıkan arsız huzurumu.
Gam yükünü çekmedeyim etrafımda çakal sürüsü,
Veremem azığımı mihnet benim, minnet benim.
Saklar şimdi defineyi sevda ayrımında haramiler,
Sürü sürü saldırır vicdanım, kahır yüklü kağnıma.
Aşikârım duy sesimi, yak sinemi ateşlere,
Nefesin dolarsa sözlerime, benden gayrı bir ben çağırır.
Nice dumanlar altında bir ışık sarar ruhumu,
Sana kavuşur dilberim, meylederim leyâline.
Zübeyde Demir
Hatçe Memede muhabbet çorapları dokuyor, mendilleri işliyordu. Üstüne türküler çıkarmıştı. Aşkına, hasretine, kıskançlığını renk renk nakışlara, ses ses türkülere dönmüştü. Bu türküler hala Toroslarda söylenir.
Memede olan olmuştu. Gözünü uyku girmiyordu. Düşüncelere kaptırmıştı kendini. Düşünceler kafasına Akın ediyordu. Düşünüyordu artık. Dünya kafasında büyümüştü. Dünyanın genişliğini düşünüyordu. Değirmenoluk köyü bir nokta gibi kalmıştı gözünde. O kocaman Abdi Ağa, karınca gibi kalmıştı gözünde. Belki de ilk olarak doğru dürüst düşünüyordu. Aşk ile şevk ile düşünüyordu. Kin duyuyordu artık. Kendi gözünde kendisi büyümüştü. Kendinide insan saymaya başladı. Yatakta bir taraftan bir tarafa dönerken söylendi. "Abdi Ağa da insan, biz de..."