Herkes kendini haklı zannettiği için bu kadar çok konuşuyor. Yaşadığımız karbonmonoksitli çağda, iki nefes almak
isterken başkalarının pis kokulu sözcüklerine maruz kalıyoruz.
Ekmeği yerde
görünce öpüp başımıza götüren, kimse basmasın diye bir
kenara koyan biz değilmişiz gibi çöplerin kenarını ekmek
dolduruyoruz. Ekmeğe bile saygısızlaştık. Mutluluk denen
dopamin, damarlarımızdan alınmış gibi. Eskiden küçücük
odalarda onlarca kişi aynı yatakta yatıp bir yorganı paylaşırken şimdi sıcacık odalarda ısınamayacak kadar hatırsızlaştık hepimiz.
Küçük bir çocuk düşünün,
oyuncağı elinden alındığında ilk işi bağırarak ağlamak olur.
Neden? Çünkü ilgiye ve kendi varlığını kanıtlamaya ihtiyacı vardır. Sen o çocuğu umursamamaya devam edersen o çocuk kendi varlığını sorgulamaktan ve özgüvensizlik girdabına düşmekten kurtulamaz.
Her insan anlatınca anlaşılmak ister. Bir kadın eşine, bir
işçi patronuna, bir mahkûm hâkimine, bir memur da üstüne kendini anlatmaya ihtiyaç duyar. Bu insan olmanın
gerekliliğidir. Bize bir cevher verildi, biz bunu ateşe ve karanlığa çevirdik.
Toplumu meydana getiren bireylerdir. Bireylerin yapı-
sı toplumun kalitesini belirler. Okumayan, hiçbir kültürel
alanda kendini geliştirmeye ihtiyaç duymayan bireylerin
toplumsal olarak kavgası biter mi? Ne ekmek kavgası ne
şikâyeti biter ne de sorunlarına bir çözüm bulabilir. Silkelenmek farz olmuştur.
İbrahim Halil Özdemirİç Çekişlerimiz