İnsan bir nesneye bir ad verdiği an, o nesneyi artık görmez olur; taktığı ya da yazılı olarak gördüğü adı yalnızca duyar. Dil, yalan söylemesine, olmayanı uydurmasına ve karıştırmasına yarar.
Bir insanın, gerçekten âşık olduğu bir kadınla evlenirse, başlangıçta heyecanlanmadan ve şehvet duygusuna kapılmadan karısına dokunamadığını, zamanla alıştığını ve günü gelince eliyle karısının çıplak bedenine kendi bedeniymiş gibi dokunabildiğini söylemişti; insanın, karısının bedeninden bir parça kesecek olsalar, kendi bedeninden kesiyorlarmış gibi acı duyduğunu söylemişti.
Hiç kimsenin kendi sesini tanımadığı söylenir. Ne de yüzünü. En azından ben, bana en çok korku veren şeylerden birisinin, yalnızken, hiç kimse beni görmezken, aynaya bakmak olduğunu biliyorum. Sonunda kendi varlığımdan kuşkulanıyorum ve kendimi başkasıymış gibi görerek, bir düş olduğumu, düşsel bir yaratı olduğumu düşünüyorum.