“Anla artık! İnsan diye adlandırılan canlılarda yürek çığlıkları dinmiyor, dinmemiş, dinmeyecek! Belki de yaşamak, o çığlığın kesintisiz sürmesi. İç çığlığı susunca yaşam bitiyor işte. Hayat böyle bir şey! Huzur arayışı, o kıldan ince kılıçtan keskin yolu katetme çabası. Adın da felsefe demişler. Ama bil, içinin derinliklerindeki o çığlığı susturamayacaksın nefes alıp verdiğin sürece. Sen, hangi adı koyarsan koy!”
Zaman ölçüsünde, ya da ölçüsüzlükte, bir ömürlük anı yaptık Eşref’le, hem de yaşamın tüm renklerini kullanarak. Ardıma baktığımda da o anımsamaları göreceğim. Az şey mi bu? Madem mutlu oldum, hayattan tat aldım, bilineni inkar niçin? Mutluluk bitmeye hükümlü zaten, o halde?
“Ömür kavramının ölçüsü ne? Bin yıl yaşayan, bininci yılın sonunda arkaya baktığında zamanın zerresini bulabilecek mi? Yalnızca anımsamalar… Yaşanmış zaman dilimi bir serap. Zaman ne çabuk geçti, diye hayıflanacaksın, zihin boşluğuna dökülecek anımsamakta görüntülerine baktıkça bin yılı tüketen ölümlüden farkın kalmayacak. Hatta, hayat ne kadar kısaymış, diyeceksin o karanlığın önündeyken.”