Onu, son günlerinde çektiği ıstırabı, bu acının karşısındaki çaresizliğimi düşünmek, yaptığım, yapmak istediğim her şeyi önemsizleştirıyor, uyumadan önce kendi kendinize verdiğiniz, uyandığınızda çoktan unutup gittiğiniz bütün o küçük sözler kadar asılsız, uyduruk görünmesine neden oluyordu.
Evliliğe dair bir teorim var. Mösyö Boustouler. Şöyle ki, yürüyüp yürümeyeceğini iki hafta içinde mutlaka anlarsınız. Onca insanın, abartılmış ve müşterek bir yanılsama, bir kendini kandırma hali içinde, asılsız umutlarla tutsaklığını yıllarca sürdürmesi akıl alır gibi değil, üstelik gerçeği o iki hafta içinde apaçık görmüşken.
"Bir yerde okumuştum, Mösyö Boustouler, tepenize çığ düştüğünde, bütün o karın altında yatarken neresi aşağısı neresi yukarı anlayamaz oluyormuşsunuz. Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine, kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz. İşte kendimi aynen böyle hissediyordum, yönünü şaşırmış, arafta kalmış, pusulamdan olmuştum. Dahası, sözcüklere dökemeyeceğim kadar derin bir bunalımdaydım. Bu durumdayken, çok âciz, çok savunmasız olursunuz.”