Razilo

Reklam
Yazmak, Niye Yazmak
Ama, bir inancım kaldı, bir tek inancım, ondan vazgeçmeyeceğim: Yazmak, herkes için bir ihtiyaçtır. Yazmak, haberleşme ihtiyacının en üstün şeklidir.
Sayfa 123
historicism (ilerlemeci tarih anlayışı) eleştirisi
İşbirlikçi «historicisme» diyebileceğimiz bir düşünce hastalığına tutulmuştur. Tarih öğretiyor ki bize, bir ulusun başına gelen büyük bir olay, hemen kinler ve karşı koymalar doğurur; bunlar bazen çok güzel olmakla birlikte, sonunda işe yaramaz sayılırlar. Kaybolmuş bir davaya bağlı kalanlar, işbirlikçilere göre, soylu kişiler olarak görülebilir, ama, önünde sonunda, zamanlarında yolunu şaşırmış kalırlar. İki kere ölürler, çünkü, uğrunda yaşadıkları ilkeler de kendileriyle birlikte gömülür. Tarih olaylarını doğuranlarsa, tersine, ister Sezar, ister Napolyon, ister Ford olsun, zamanlarında belki bir ahlak adına kötülenirler, ama, elli yıl, yüz yıl sonra, yalnız yaptıkları anımsanır ve kendilerinin yarattıkları ilkeler adına yargılanırlar. En dürüst tarih profesörlerinde, en tarafsız kitaplarda bile, olan bir şeyi, çok kez, sadece olduğu için benimseme eğilimlerini görmüşümdür. Birer araştırıcı olarak olaya boyun eğme zorunluğu birer ahlak adamı olarak olayı ahlaka uygun görme eğilimi ile karıştırılır. İşbirlikçiler bu tarih felsefesini benimseyenlerdir. Onlara göre, olayın buyruğuna girmek, belirsiz- bir ilerleme inancı ile birlikte gider. Ama, bu ilerleme başını kaybetmiş bir ilerlemedir. Çünkü, klasik anlamında ilerleme durmadan ideal bir amaca yaklaştıran bir yükselmeyi gerektirir. İşbirlikçiler fazla gerçekçi oldukları İçin bu ideal amaca, dolayısıyla tarihin akış yönüne, kanıtsız inanmazlar. Ama, bilim adına bu fiziküstü yorumları İstemeseler de, ilerleme düşüncesinden yine de vazgeçmezler. Onlara göre, ilerleme tarihin yürüyüşünden ayrılmaz; nereye gittiğimizi bilmeyiz ama, değiştiğimize göre, daha iyiye gidiyoruz demektir. Son tarih olayı, salt son olduğu için en iyisidir. Böylece insan bilinmez bir sonuca doğru düşünmemenin verdiği keyifle kendini akıntıya
Felsefe-Düşünce
marcel proust ve aşk
Proust kendi aşkını anlatmakla bütün insanların aşkını anlattığını sanıyor, oysa o, bir burjuva aşkını anlatıyor. Aşk anlayışında ondan ayrılıyoruz. Bizce aşk diye bütün insanlarda aynı özde kendini gösteren, çözümlenmesi mümkün olan bir duygu yoktur. Aşk da bütün duygular gibi insanın yaşama koşullarına, sınıfına, çevresine göre değişen ve çözüme gelmeyen bir duyuştur. Bizce insanlar arasında ortak olan, doğmak, ölmek ve bir arada yaşamak gibi hallerdir.
Sayfa 78