Aşk, Marsilio Ficino için de Başka'da ölmek anlamına gelmektedir: "Beni seven seni severek kendimi sende, beni düşünen sende tekrar buluyorum ve kendimden vazgeçtikten sonra, beni muhafaza eden sende kendimi tekrar geri kazanıyorum."
Bugünün performans öznesinin Hegel'in kölesinden tek farkı, efendi için çalışmaması, kendini isteyerek sömürmesidir. Kendi kendinin girişimcisi olarak hem efendidir hem köle.
Hegel'in köle-efendi diyalektiği bir ölüm kalım savaşını betimler. Daha sonra efendiye dönüşen taraf ölümden korkmaz. Özgürlük, tanınma ve egemenlik arzusu onu çıplak yaşam derdinden kurtarır. Gelecekteki köleyi Başka'ya tabi olmaya iten de ölüm korkusudur. Köleliği ölüm tehdidine tercih eder. Çıplak yaşama sarılır. Bu mücadelenin sonucunu belirleyen bir tarafın fiziksel üstünlüğü değildir. Daha çok, "ölme becerisi" belirleyicidir. Ölme özgürlüğü olmayan taraf yaşamını tehlikeye atmaz. "Kendiyle birlikte ölüme kadar gitmek" yerine, "kendi olarak ölümün içinde durarak" kalır. Ölümü göze almaz. Böylece köle olur ve çalışır.
Antikitenin erotik iletişiminde hoşluktan, ferahlıktan eser yoktur. Ficino'ya göre aşk, "bulaşıcı hastalıkların en fenasıdır". Bir "dönüşümdür". "İnsanı kendi doğasından çıkararak yabancılaştırır ve beraberinde yabancı olanı getirir." Negatifliğini meydana getiren de bu dönüşüm ve yaralanmadır. Günümüzde aşkın giderek pozitifleşmesi ve evcilleşmesiyle birlikte bu dönüşüm tamamen kaybolmaktadır. Kişi kendiyle aynı kalır ve Başka'da sadece kendi tasdiklenişini arar.
Bugün aşk cinselliğe, kendisi de başarı emrine tabi olan cinselliğe dönüşerek pozitif bir hal alıyor. Seks başarmaktır. Ve seksilik, çoğaltılması gereken sermayedir. Beden sergilenme değeriyle bir metaya benzer. Başka, bir cinsel uyarım nesnesine dönüştürülerek cinselleştirilir. Başkalığından mahrum bırakılmış Başka sevilemez, sadece tüketilebilir. Cinsel kısmi nesnelere parçalandığı ölçüde, artık bir kişi değildir o. Cinsel kişilik diye bir şey yoktur. Başka, bir cinsel nesne olarak algılandığında, Buber'e göre "insan olmanın ilkesi" işlevi gören ve ötekiliğin imkânının aşkından koşulu olan o "birincil mesafeyi" aşındırır. "Birincil mesafe almak", Başka'nın bir nesneye, bir "O"na dönüştürülerek şeyleşmesini engeller. Bir cinsel nesne olarak Başka artık bir "Sen" değildir. Artık onunla bir ilişki kurmak mümkün değildir. "Birincil mesafe" Başka'yı Başkalığı içinde özgürleştiren, yani ona mesafe aldıran aşkınsal yerindeliği (Anstand) öne çıkarır. Başka'ya, tam anlamıyla hitap etmeyi mümkün kılar. Bir cinsel nesneye seslenilebilir ama hitap edilemez. Bu nesnede, ötekilik, Başka'nın mesafe gerektiren başkalığını oluşturan "çehresi" de yoktur. Bugün yerindelik, terbiye, evet, mesafeli-durabilmek, yani Başka'yı başkalığı içinde deneyimleme becerisi giderek kayboluyor.