Bir zamanlar, bir yanılgıya kapılıp, dış görünümümü mazur görerek beni sergilediğim kusursuz meziyetler için sevecek varlıklarla karşılaşmayı ummuştum.
Alex Schulman'dan okuduğum ilk eser olan Malma İstasyonu romanı, üç kuşak boyunca süren bir ailenin karmaşık ilişkilerini, sırlarını ve travmalarını anlatan bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
Roman, bir tren yolculuğu sırasında bir araya gelen farklı karakterlerin hikayelerini merkeze alıyor. Bu yolcuların her biri, kendi geçmişleriyle ve içinde bulundukları zor durumlarla mücadele ediyor.
Üç kuşak boyunca süren aile hikayesi, sevgi, kırgınlık, iletişimsizlik ve bağların kopması, karakterlerin geçmişteki travmaları, bugünkü ilişkilerini ve kararlarını şekillendiriyor. Her karakter, kendi içinde bir arayış içindedir.Bunu da şu satırlarda görebiliyoruz:
"Bazen dünya yok olacakmış gibi hissediyorum.
Etrafıma bakmaya korkuyorum çünkü az önce baktığım şeyin yok olacağından korkuyorum. Bazen de tam tersi oluyor, o zaman kanıt bulmak için etrafıma bakmam, dönüp her şeyi yoklamam gerekiyor."
"Neyin kanıtı?" Baba soruyor.
"Var olduğumun."
Roman, modernizmin karakteristik özelliklerinden olan içsellik, bilinç akışı ve geçmişin takıntısı gibi temaları içerir.Romanın bazı kısımlarında, postmodernizmin parçalı anlatım, zaman ve mekan oyunları gibi özellikleri görülmektedir.Roman, aile sırları ve geçmişten gelen travmaların nesilden nesile aktarılması gibi konuları da işler.