Hamide Zeynep Uzunboy

Hamide Zeynep Uzunboy
@HamideZeynep
Tıbbiyeli Alpinist
INU|Med
Başakşehir/ İstanbul
İstanbul/ Türkiye, 16 Ağustos
83 okur puanı
Nisan 2025 tarihinde katıldı
16.08.2025
“…Derya içre olup deryayı bilmezlerden biri miyim; yoksa beni de dil ile ikrar ettiklerimden ötürü bir derya saymak mümkün müdür?..Hâlâ kendimi yola getirmekle uğraşıyorum…”
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
22.01.2016
“Benim bir hamal olarak dille münasebetim ve bir yük olması hasebiyle dilin benimle münasebeti bunca yıl hangi şekli husule getirdi? Böyle veya buna yakın sualleri kendine sormayan insan yaşamanın ehliyetsiz yani kaçak yaşama oluşundan fayda uman insandır. Soracağız: Derya içre olup deryayı bilmezlerden biri miyim; yoksa beni de dil ile ikrar ettiklerimden ötürü bir derya saymak mümkün müdür? Ben de kendime soruyorum: Bu yazıları kendime yarasın, bir şekilde fayda sağlasın, kendi yarama merhem olsun diye mi yazıyorum. Yoksa yazdıklarımın işlerine yaradığını düşünen birileri var mı, hiç oldu mu? Marifetim isabetli bir yazı izlencesi ortaya çıkarma hududuna mı mebnî? Neyi yazıya geçirmekten umduğum ne? Meselâ bu kış sabahında (20.01.2016) eve nereden girdiklerini anlayamadığım iki serçeyi benim dünyamdan çıkarıp kendi dünyalarına gönderme meşguliyetim yazmağa, kayda geçirmeğe değer mi? Zira iki serçenin hali bana hafızama nakşolmuş iki kadını hatırlatıverdi. Birinci Cihan Harbi arifesinde Söke’de Moralı dağındaki bir odaya annemin çocuklukla genç kızlık arasındaki çağına rastlayan günlerde sığınan biri âmâ iki ihtiyar siyahî kadını. Geldikleri gibi gittiler demişti 1902 doğumlu annem. Bir türlü nereden geldiklerini anlayamadığımız gibi nereye kaybolduklarını da anlayamadık. Bir yerden gelip bir yere gitmenin yeryüzü yetkelerinin salahiyet dairesinde olmadığını fark edebilmek Müslümanların imtiyazıdır. Yeryüzü yetkeleri kendilerinde çevreye şekil verme iktidarı bulunduğu vehmiyle hareket eder. Onların hareketlerine uyum sağlayan herkes küfre düşer. Biz Müslümanların küfrü bir millet sayışımız tevekkül yüzündendir. Vekâlet verme vesilesiyle kârda mı, zararda mı olunacağı hesabının Avrupa’da meydana çıkardığı modernlik dinler üstü bir gerçekliğin aranılmasını kıymete
Alıntı
Bir fidandım devrildim
Ey koca çınar, unutma… Bir zamanlar sen de dimdik bir fidandın!
Duygu ve Düşünce

Hamide Zeynep Uzunboy

@HamideZeynep
·
“Kendilerinden feyz almış olduğum o mübarek zatlar; insanın imanını, ahlakını tahkîm eden, gönlüne huzur veren o adil ve muhsin mürşidler; vekarlarıyla, zerafetleriyle, kibar tavırlarıyla, güzelim Üsküdar lehçeleriyle, şiveleriyle şahsiyetimi kalıba sokmuş olan o ince düşünceli dostlar, ahbablar; insana ait olduğu tarihin asaletini ve medeniyetin güzelliğini idrak ettiren o müstesna mekanlar; insanı ailesine, komşularına ve milletine muhabbetle bağlayan o güzelim örf ve adetler, muameleler, üslublar, an’aneler! Nerelerdesiniz?Nerelerdesiniz? Heyhât! Hepsi de mâzîde, hepsi de gönüllerin ve gitgide zayıflayan hâfızaların hücrâ köşelerinde kalmış! Bir de bakıyorsunuz ki Üsküdar’ın âguşûnda inkişâf etmiş altmış küsûr yıl da tıpkı bir gölge gibi, tıpkı bir meltem gibi geçip gitmiş bile! Bâkî kalan ise zaman zaman tahassürle, zaman zaman da kederle yankılanan ama her seferinde zayıflayarak sönmekte olan ve sâdece ama sâdece idrâk ve temyiz ehline hitâbeden bir hoş sadâ olmuş!”
Sayfa 48·Kitabı okudu
Alıntı
“Kendilerinden feyz almış olduğum o mübarek zatlar; insanın imanını, ahlakını tahkîm eden, gönlüne huzur veren o adil ve muhsin mürşidler; vekarlarıyla, zerafetleriyle, kibar tavırlarıyla, güzelim Üsküdar lehçeleriyle, şiveleriyle şahsiyetimi kalıba sokmuş olan o ince düşünceli dostlar, ahbablar; insana ait olduğu tarihin asaletini ve medeniyetin güzelliğini idrak ettiren o müstesna mekanlar; insanı ailesine, komşularına ve milletine muhabbetle bağlayan o güzelim örf ve adetler, muameleler, üslublar, an’aneler! Nerelerdesiniz?Nerelerdesiniz? Heyhât! Hepsi de mâzîde, hepsi de gönüllerin ve gitgide zayıflayan hâfızaların hücrâ köşelerinde kalmış! Bir de bakıyorsunuz ki Üsküdar’ın âguşûnda inkişâf etmiş altmış küsûr yıl da tıpkı bir gölge gibi, tıpkı bir meltem gibi geçip gitmiş bile! Bâkî kalan ise zaman zaman tahassürle, zaman zaman da kederle yankılanan ama her seferinde zayıflayarak sönmekte olan ve sâdece ama sâdece idrâk ve temyiz ehline hitâbeden bir hoş sadâ olmuş!”
Sayfa 48·Kitabı okudu
Alıntı
10.08.25 Bursa
Hikâye olunur ki: Pir Sultan Abdal, idam edileceği darağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir: “Herkes Pir Sultan’ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulacak, bilsin.” Uğruna mücadele ettiği halk, Pir Sultan’ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan’a kadar gelmekte, ama ona değmeden yere düşmektedir. Pir’in musahibi (can yolda- şı) Ali Baba, taş atmasa da can korkusundan Pir’e bir gül atar. Gül, Pir’e değer ve yaralar. Al kanlar akar Pir’in bedeninden. Can dostunun bu hareketinden incinen Pir’in dudaklarından şu nefes dökülür: “Şu kanlı zalımın ettiği işler, Garip bülbül gibi zaralar beni. Yağmur gibi yağar başıma taşlar, İlle de dostun bir fiskesi yaralar beni. Dar günümde dost düşmanım belli oldu. Bir derdim var idi, şimdi elli oldu. Ecel fermanı boynuma takıldı. Gerek asa, gerek vuralar beni. Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz. Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz. Şu ellerin taşı hiç bana değmez. İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”
Şiir