Yani soyutlama biz erkekleri gerçekliğin dışına at-
makta ve peşinden koştuğumuz aşkı uzanamayacağı-
mız kadar uzağa itmektedir. Gerçekten samimiyet ara-
mak yerine, hayranlık hedeflemekteyiz.
erkek kendini ve
kadınları, asıl gerçeklerine uygun olarak değil, fiziksel
güç, iktidar ve otorite metafiziğinin gerekliliğine uyan
soyutlamalar aracılığıyla görmektedir. Erkeğin bu dav-
ranışının nedeni toplumumuzdaki çaresizlik, zayıflık
ve incinme korkusudur. Ama erkek bu duyguları ken-
dine itiraf edemez, çünkü benliğinin metafiziği kahra-
manlığı hedeflemektedir. Kendisi bir kahraman olama-
yacağını bilse bile bu onun değer yargısı olarak kalma-
ya devam edecektir. Özsaygısı bu yüzden önem (yani
gerçek veya sadece hayal edilen güç) imajı üzerine ku-
ruludur. Bunların onayı için de kendisine hayranlık du-
yulmasına ihtiyacı vardır. Tam bu noktada kadının söz-
de "daha aşağı" veya en azından "zayıf" olan soyutla-
ması devreye girer, erkeğin "gücünü" ve "üstünlüğü-
nü" kabul ederek, ona imajını yapılandırma ve sağlam-
laştırma olanağı tanır.
Yardım isteyen birine, kendi özsaygımıza bir şeyler
kazandıracak nesne gözüyle bakmaz, karşımızdakine
bir insan olarak yaklaşırsak; kendimizi güçlü hissetmek
adına değil, sempatimizi uyandırdığı veya cesaretine
hayran kaldığımız için ona yardım etme isteği duyar,
yani ortak yanımız olan insanlığımızı tanıma riskine gi-
rersek, ancak o zaman şizofrenlerde ve ağlayan bir be-
bekte de var olan özerkliği serbest bırakabiliriz.
Özerklik arayışı kişinin kendi rızasıyla da
olsa engellenirse, artık derinlerde saklı bir özerklik kal-
mayacaktır. Bunun yerini, kişinin onu ezen otoriteyle
özdeşleşerek güç aramaya çalışması alacaktır. Böyle
bir uyum davranışından normallik oluşmaktadır.