Bu ayrılmayı sürdürebilmek için ise çaresizliği bir reddetme ve nefret nesnesi haline getirmek zorundadır ve bizi tehdit eden çaresizliğin kendisidir, ona neden olan durum değil. Böylece kendi çaresizliğimizi ortaya çıkarabilecek
her şeyden intikam alırız. Bu yüzden başkalarının çaresizliğini hor görürüz. Bu hor görmenin altında kendi
korkumuz yatar; kendimizi aşağılanmış hissederek, bunu telafi ettiğini düşündüğümüz gücün ve güç ideoloji-
sinin gerekliliğini arttırırız. Bu yüzden ezilenler, başkalarını ezebilmek için kendilerini ezenlerin tarafına geçer:
insanın insanlığını kaybettiği sonsuz bir süreç.
Bu korkunun nedeni hiçlik'in psikolojik bir uçurum
olmasıdır. Buna bağlı ortaya çıkan çaresizlik ile korku
ve öfke, dış dünya tarafından kesin bir şekilde reddedilmektedir. Aslında yaşıyor olmanın doğal bir ifadesi
olan öfke, apati ve depresyona dönüşerek çocuğun ya-
şama direncini elinden alır; içini öldürür.
Kendimizi annemizin gözlerindeki yansımada tanıdığımızı söyleyebiliriz.
Friedrich Hebbel bunu şiirsel
bir şekilde şöyle ifade etmişti:
Olağanüstü bir şekilde senin gözlerinde
Kendimi olurken gördüm.