Genelde özerklik denince, aklımıza kendi
önemimiz ve bağımsızlığımız gelir. Bu, özellikle bilinç-
li veya bilinçsiz bir şekilde iktidar ideolojisine uygun
bir kendilik için geçerlidir. Özerk olarak tasvir ettikleri-
miz, bu yüzden çoğunlukla soyutlaşma üzerine kurul-
muş bir kendilik fikrine hizmet etmektedir. Böyle bir
kendilik'ten yayılabilecek başkaldırma bile sadece ebe-
veynlerin, okulun ve toplumun zihnimize sıkıştırdığı kısıtlayıcı, bozucu ve bencil özellikler kategorisini yan-
sıtır. Bu durumda özerklik olarak tasvir edilen şey, ken-
dine ve başkalarına sürekli güçlü ve üstün olduğunu
kanıtlama özgürlüğüdür. Bu kanıtların var olan norm-
ların yanında veya karşısında olması fark etmez.
Önemli olan sürekli geçerli olan bir kanıtlama zorunlulu-
ğudur; bu durum sürekli bir savaşımı gerektirdiğinden,
hayatı kucaklama yeteneğinden bizi uzaklaştırır.