İmam-ı Rabbani Hz.zindanda kaleme aldığı bir mektubunda " Belalar içerisinde beni afiyetle rızıklandıran Allah'a hamd olsun." diye yazarak insan hayatında asıl olanın sarayda ya da zindanda yaşamak değil kulluk olduğunu, gerisinin ise teferruat addedileceğinin altını çizdi.
Ulema için " İmam, Fahru'l İslam, Şemsü'l Eimme, Huccetü'l İslam" gibi ünvanlar kullanıldı. "İmam Ebu Hanife, Şemsü'l Eimme es-Serahsi, Huccetü'l İslam Gazzali" denildi lakin "İmam Ebu Bekir ,Şeyhü'l İslam Ebu Bekir, Allame Ömer ,Şemsü'l Eimme Osman,Hafız Ali b.Ebi Talib" denilmedi. Çünkü sahabi olmak -bir anlamda- diğer kuşaklarda gelen alimlerin sahip olduğu bütün meziyetleri cem etmekti. Bu yüzden -onlar adına- sahabilikten başka bir ismi kabul etmek tenzili rütbe olurdu.