Hamit Kemal

"- Dün gece saat onda evine giden Salih'in kolu, sarhoş Yu­nan erlerine dokunmuş, üstüne atılıp döğmeğe başlamışlar. Po­ lis araya girmek isteyince Yunanlılar tabancalarını ateşlemişler, 640 numaralı polis Hasan Efendi böğründen vurularak ölmüş. Katil, Osmanlı tebaasından Tanaş oğlu Dimitri yakalanmışsa da Yunanlılar gelip müdüriyetten almış götürmüşler. "Ölen polisin ailesine hükümetçe 20 lira yardım yapılacağı haber alınmış! "Yirmi lira ... Bu kadar ucuzladı mı Türk canı?
Sayfa 26·Kitabı okudu
Reklam

Hamit Kemal

, bir kitap okudu
10/10
·165 syf.·
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2022 15. kitabı
Mehmet Başaran
8/10 · 10 okunma
Sonradan Milli Eğitim Bakanı olan biri ; tuğla pişiren, yapılar kuran, Dünyanın seçkin düşün ve sanat yapıtlarını yutarcasına okuyan, yurt ve dün­ya sorunlarını kazmalarını kullandıkları rahatlıkla tartışanları, kendi kendilerini yönetenleri görünce sıt­maya tutulmuş Devlet Başkanına : <<Bütün köylüler bu duruma gelirse biz ne yaparız? Yarın bizi kesmez mi bunlar?» Demekten kendini alamamıştı. Teba uyanır, yönetime el korsa, yüzlerce yıllık çekinin hesabını sorar diye korkuyordu. Suçluluğun telaşına kapılmıştı ... Ezenler, ezilenlerin vatandaş, insan onuruna ka­vuşmasını istemiyordu.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Acı acı gülümsedi : «Yok dedi, demokrasi bu değil. İki çeşidi var demokrasinin : Biri zor olanı, gerçek olanı ; öbürü de kolayı, oyun olanı .. . » Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumu­ nu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Başka türlü kendi kendini yönetemez halk, çeviremez makinayı. Bu zor demokrasidir, ama gerçek demok­rasidir ... İkincisi, kağıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı işi olsun olmasın demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kağıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmış sayılır. Bu, oyundur; kolaydır. Amerika bu demokrasiyi ya­yıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha ... »
Sayfa 47·Kitabı okudu
Tonguç, geçmiş ocağının başına eğrilen yanımı­za usta bir demirci gibi indiriyordu vuruşlarını : «Köyünüzü kökeninizi unutmamalısınız. Kentle­rin parıltısı, rahatlıkları gözünüzü almamalı. Ezen­lere, sömürenlere katılmamalısınız. lhanet olur bu. Babalarınızın bacağındaki pantolonda şu kadar ya­ma var. Ömürleri boyunca iki büklüm çalışıyorlar da, karınları doymuyor; durumları düzelmiyor ... Pe­ki, kim düşünecek bunu ? lnsanca yaşamak, daha kırkına varmadan ölüp gitmemek, onların da hakkı değil mi ?"
Sayfa 28·Kitabı okudu
Reklam