Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm, varsın soğusun sonunda. Bir omuzu ısıtırdım, varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek, biz hiçleşip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum. Ama yok bir hayatım daha. Bir hayat daha yok. Yok
"İşte bu da senin hikayendi. Artık üzülme, geçti."
Güç bela araladım dudaklarımı içimde garip bir hafiflik " Geçti" diye tekrarladım. "Geçti."
.
.
.
Sonra ben öldüm.
Bir dalga uzanıp yamacımıza geldi. Geri çekilmedik. Islanmadık da. İnsan en çok kaçmayınca yakalanmıyor. Ve bazen kaçmak yakalanmaktan çok daha küçük düşürücü
Kırılmaktan korkmamanın bir yolunun da, kendi kendine bin parçaya ayırmak olduğunu keşfetmemiştim daha.
.
.
.
Kırıla kırıla, geriye bölünecek ebatta parçam kalmayınca, zamanla daha az kırılgan olduğuma inandırdım kendimi.
Geçti gitti dedim.