... Sonra durakladı. Sol kolunu kaldırıp işaret parmağıyla nehrin içerisindeki insanları göstererek “Türkümüzü asırlarca söyleyecek bir kavmi yeniden
tanzim etmedik mi? Dizliye diz çöktürüp başlıya baş eğdirerek öylece Türk ilini kurmadık mı?”
Kar tanelerinin sulanıp ıslattığı ahşap kapının kuru menteşelerinden yükselen gıcırtılar, ortamın kasvete çalan havasını daha da artırmış; insanoğlunu terk edilmişlik duygusuna düşüren bir nağmeye dönüşmüştü adeta.
Künyenin hükmü böylelikle ortadan kalkmış, amellerince varlık kazanabilmiş olan ins ü canın başka âlemlere ilânihâye doğumunun mührü olmuştu deminki ilâmat.
Bazı ruhların birbirine temas ettiği anlarda bedenlerdeki bilinç, anormal
davranışların sergilenmesine neden olabiliyordu. Kapıları ardına kadar açan uygun bir kilit, tek bir tuğlası eksik bırakılmış devasa bir duvar, tuzuna muhtaç leziz bir yemek gibi insanlar da kendisini tamamlayacak eşdeğer ruhla karşılaşınca, iki yarımın bir bütünü oluşturması, bu hayatın gayet pek tabii bir cilvesiydi.
Varlık âleminin insanoğlu için hazırlandığı bu dünyada, ilk insanın yalnızlığını her birey vakitli vakitsiz duyumsuyor, can sıkkınlığıyla kendini ya dışarıya atıyor yahut arkadaşları arasına karışarak aç ruhunu bilinçsizce doyurmaya çalışıyordu.