Himmet Dağlı

Himmet Dağlı

Yazar
7.8/10
6 Kişi
·
8
Okunma
·
1
Beğeni
·
123
Gösterim
...
Bir ara Ayla bu düşünceyi de eskitti ve zihninin onu birkaç hafta öncesine götürdüğünü anlamış olacaktı ki, masanın üzerinde bir yerlere dalıp gittiği bakışlarını, yeniden önündeki satırlara dikmeye zorladı. Fakat buna muvaffak olamadı; nihâyet Fahir ile kitapçıdan çıktıkları o günü tasavvur etmeye koyuldu.
...
...
Yarı mutlu yarı tedirgin bir ruhla yurdun yolunu tutmuştu şimdi. Caddede, yolu ikiye ayıran toprak şeritlere devâsâ bir mıh gibi çakılı lamba direkleri, sarı ışıklarını ortalığa fütursuzca yayıyor; bu vakitte oradan gelip geçen yalnızların kimsesizliğini tutam tutam ifşâ ediyordu sanki.
...
Zaman, bünyesindeki bütün nesneleri olduğu gibi Kirmanşah’ın namlı tüccarını da mekân içerisinde evirip çeviriyor; günlerin süzgecinde eliyordu. Tıpkı babası gibi o da kısa zamanda, tez vakitte işleri büyütmek ve halıcılıkta malların tekelini sağlamakla uğraşıyordu.
Öyle olsun ki tüm kervanlar Kirmanşah’ta önce kendisine uğrasın; mallardan mal, halılardan halı bırakıp halılar götürsündü uzaklara. Kirmanşah’ta kendisinden sorulan halı, dünyanın öbür ucundaki halı meraklılarını da kendisine çeksindi. Başka metalara bunca zaman hiç heves etmemiş olduğundan mütevellit, her yerde halılar tek kendisinden sorulsundu.
...
Yol boyunca yağan yağmur, sonsuz bir âleme doğru ilerleyen Ayla’nın yüreğindeki yangını söndürmeye tâlip olmuş gibiydi. O ise bunu kendi nâmına haksız bir kazanç olarak gördüğünden, mâzîden birkaç hayali gözünün önünde canlandırıyor; yine iç dünyasında kendisini âdi bir suçlu olarak görmek istiyordu ve sonsuzluk zindanında ebedî bir mahkûmiyetin prangalarını ayak bileklerine geçirmeyi, çok ama çok arzuluyordu.
...
Odaya göre pek de büyük sayılmayan, kare biçimindeki kestâne renkli masasında erken saatlerden beridir, gelen giden vatandaşın işlerini mesâî bitimine kadar yetiştirmekle uğraşmış; boş bulundukça da mâzîden birkaç hayali zihninde canlandırmaya çalışmıştı.
Şimdi, önündeki klasörlere dosyaları eklemekle meşguldü. İmzalı, kaşeli kağıtlar dosyalara, dosyalar da klasörlere takılıyor; sonra da kara kara kalın dosyalar raflardaki yerlerini alıyordu. Fahir, bunu bir robot gibi dur durak bilmeksizin milyonlarca kez yapabileceğini, o sırada da nice güzel günlerini masal renginde hülyalarında tekrar tekrar yaşayabileceğini düşünüyordu.
...
...

Bu akşam Kız Kulesi, tepesindeki uzunca direğiyle, gerisindeki tüm siluetleri ardında bırakarak bir başka yükseliyordu kurşunî göğe doğru. Kuşağını bir tütü gibi beline geçirmiş, dört başı mâmur bir balerin misali son dansını ediyordu sanki. Başının gerisinde, kızıllığın içerisinde ise, onun tüm haşmetini ortaya çıkaran kara bulutlara gri çalınmış pastel boya rengindeki bir avuç içi kadar bulutlar asılıydı. Yine aynı Kule’nin dört bir yanında, biteviye uçuşan yarasa gibi martılar… Hiçbirinin de sesi yok, alacakaranlık çökerken serin sulara. Sonra, aynı Kız Kulesi’nin nâzenin vücudundan altın sarısını sulara çalan görkemli haller… Etrafından, küçücük motorlarından yükselen hırıltıyla geçip giden, kuzey-güney rüzgârları ortasında bir o yana bir bu yana yalpalayan takalar.. Boğaz sefasını sırtlarında sürmek isteyenlere, kadim zamanlardan arta kalan şu bilindik hikâyesini tekrar tekrar fısıldayan belli belirsiz köhne takalar... Kim bilir belki de her bir yolcusunun elinde, basılmaya hazır deklanşörler... Önlerinde, akıntıların su yüzeyinde yine belli belirsiz, patikaya benzer açtığı yolar...

...
...
İşte bu martılardan biri de tüm bu cebelleşmelerin ötesinde, Üsküdar’ın tenhâ sokaklarının birinde bir apartman dâiresinin camına gagasını ikide bir vurmakla meşguldü. Fakat, varlığını ne bir başkasına ne de Fahir’e hissettirebilmekte idi. bir zaman sonra çok durmadı, bir bilinmeyene doğru kanat çırparak gözlerden uzaklaştı gitti.
Kadim Doğu’nun çok eski zamanlarında henüz İslâm’ın ulaşmadığı topraklarda,
Uygur illerinde hüküm süren bir lider, tüm çocukları arasında en çok küçük kızı Gilem’i
severmiş. Akıllı ve yetenekli olan Gilem, dans etmeye ve şarkılar söylemeye doyamazmış ve
bu, herkesin âşikâr olduğu özelliklerindenmiş. Gilem’in babası zaman içerisinde boy atıp
gelişen kızını iyi bir prens ile evlendirmeyi dilermiş. Fakat Gilem, yoksul bir delikanlıya
gönlünü düşürmüş. Hikâye bu ya.. Babasının bu ilişkiyi öğrenip de kendilerine onay
vermemesi delikanlıları çok üzmüş. Buna rağmen herkesten gizli gizli bahçelerde, bağlarda
buluşurlar, hasretlik giderirlermiş. Ama yerin, kulağını yanında bir de gözü varmış.
...
"...İnsan yaratılmışların en şereflisidir, düsturuyla her dilden, her dinden, her renkten
insanı kucaklayan Hz. Mevlânâ; sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür."

Elinde tuttuğu kitabı kapattı Timur. Mezar taşlarının hemen yanı başındaki ağaçların
dallarını seyre başlamıştı. Bahar mevsiminin bu öğleden sonrasında gün ışıkları ağaçların
yapraklarında parlıyor, esen hafif rüzgârla huşû içerisinde hışırdayan yapraklar, mekânın
ruhunu insan ruhuna yavaş yavaş üflemeye başlıyordu.
242 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabi klasik bir ask romani zannederek okumaya baslamistim. Ama beklentimin çok ötesinde bir kitap cikti. Fahir ile Ayla nin askinin yani sira dünyevi olmayan aski da çok güzel islemis. Tasavvuf edebiyati ve mevlevilik hakkinda cok sey ogrendim. Bu tarz, okurken ayni zamanda bilgilendiren kitaplari cok seviyorum. Anlatimi da güzel, hizli okunan akici bir kitap, ilerleyen sayfalarda daha da güzellesiyor.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 8 okur okudu.
  • 4 okur okuyacak.