Himmet Dağlı

Himmet Dağlı

Yazar
8.7/10
3 Kişi
·
2
Okunma
·
1
Beğeni
·
12
Gösterim
Siyah daktilonun şaryosu saman kâğıdın bu son kelimeleri üzerinde x işâretini art arda bırakarak sola doğru akıyordu. “Yok, böyle değil.” diye mırıldandı adam. Oturduğu ahşap sandalyesini gıcırdatarak geri yaslandı, kollarını birbirine doladı. Gözleri, havasız ve loş ışığın esiri olmuş odasında daktilosuna takıldı kaldı. Gözlüğünün üzerinden daktilodaki kâğıdı süzdü. Son yazdığı cümlenin böyle bitmesi içine sinmemişti. Biraz daha bekledi öylece. Ardından kollarını çözerek altındaki köhne sandalyesini ileri itip masaya sokuldu tekrar. Son cümlenin son harfini de x’ledi ve cümleyi şöyle bitirdi: ‘… bu geç vakitlerde araba, içlerindeki birer ikişer kişiyle bir bilinmeyene doğru hızla yol alıyor gibiydi.’ Nihayet tabülatör, şaryoyu tam da yerinde durdurmuştu. Yazı, bu geceki mesâîsinin sonuna gelmişti.
Himmet Dağlı
Sayfa 2 - İkinci adam yayınları
Adam, sekiz on katlı binaların içine serpiştirilmiş, Sular Vadisi adı verilen mesire alanına bakan küçük ama müstakil evlerden birinde yaşıyordu. Tek başına onca uzun senelerin üstesinden gelmişti. Yine bu sabahleyin de hep yapageldiği şeyi, yumurtayı minicik cezvesinde rafadan hâle gelinceye dek kaynatacaktı. Morali yerindeydi ve buna gücü de vardı üstelik. Çünkü son günlerde hiç olmadığı kadar dinç hissediyordu kendisini. Demin içeri giren iri hantal kedisi de adama, yaşama tutunacak kadar bir bahane oluyordu işte.
Himmet Dağlı
İkinci adam yayınları
Fahir, İstanbul’a geldiğinin ilk ayında biricik kıymetlisini, annesini kaybetmişti. Bin
dokuz yüz seksenin eylül ayı onda derin yaralar açmıştı. Çok istediği devlet memurluğunun
sevinci yüreğinde henüz filizlenirken, en çok değer verdiği varlığını, annesini kaybetmişti.
Hüzün kavramını pek duymamış olsa da nasıl bir his olduğunu artık iyi biliyordu
delikanlı. Zîra hüzün, onun ensesinde soluklanıp duran kötü niyetli bir gardiyandı annesinin
ölümünden sonra. ‘Anne’ sözcüğü, kendilerine tahsis edilen o özel günlerde hiç böylesine
anlamlı olmayacaktı onun için. Fahir, kıymetlisine Ana!. demişti hep, Anacığım!..
Kadim Doğu’nun çok eski zamanlarında henüz İslâm’ın ulaşmadığı topraklarda,
Uygur illerinde hüküm süren bir lider, tüm çocukları arasında en çok küçük kızı Gilem’i
severmiş. Akıllı ve yetenekli olan Gilem, dans etmeye ve şarkılar söylemeye doyamazmış ve
bu, herkesin âşikâr olduğu özelliklerindenmiş. Gilem’in babası zaman içerisinde boy atıp
gelişen kızını iyi bir prens ile evlendirmeyi dilermiş. Fakat Gilem, yoksul bir delikanlıya
gönlünü düşürmüş. Hikâye bu ya.. Babasının bu ilişkiyi öğrenip de kendilerine onay
vermemesi delikanlıları çok üzmüş. Buna rağmen herkesten gizli gizli bahçelerde, bağlarda
buluşurlar, hasretlik giderirlermiş. Ama yerin, kulağını yanında bir de gözü varmış.
...
Ilık mevsim rüzgârının ardından ortalığı karanlığa bürüyen gecenin bir vaktinde bir
rüyâ daha görmeye başlamıştı Ayla. Yaşadığı kurumun mütevâzı bir odasında yaşıtlarıyla
oyunlar oynuyordu. Henüz altı yaşındaydı. Saçları kısa kesilmişti. Böylesinin, beyaz tenine
çok yakıştığını söylemişti kreş annesi. O da aynada siyah saçına dönüp dönüp bakmış;
kendisini, muhayyilesindeki birilerine benzetmeye çalışmıştı. O vakit, acaba kime benziyorum
ben, diye geçirirdi aklından Ayla.
Aynı tılsım, içeride birer renk cümbüşü halinde gözleri okşayan pencere camlarında da
hissediliyordu. İri, ince uzun penceresinin her iki yanında birer biblo gibi duran küçücük
pencereler, Timur’u her geçen gün o renk cümbüşünün içine biraz daha çekiyor gibiydi.
Mistik bir havası vardı Timur’un yanında bu renkli camların. Dahası, hemen ardında dizili
dört sanduka, onların da hemen arkalarında boy boy sandukalar, Timur’u uzun zaman önce
içlerine hapsetmişlerdi birer birer.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.