Gece midir seni bana düşündüren? Yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen? Kim bilir kaç kişi ayrı yataklarda birbirine sarılarak uyuyordur. Oysa... O beni, ben de onu bekliyordum... Ve bir gün daha konuşmadan bitiyordu. Gelemem dediğime bakma, eğer geliyorsam, eğer gideceksem, bırakma! Dünyanın nüfusu ikiye bölünüyor; yarısı sen oluyorsun, yarısı ben. Sonra ikimiz bir bütün oluyoruz. Kimseye sezdirmeden... İnsanlar, insanların içinde, insana hasret yaşarlar.
Özdemir Asaf
Adam yaşama sevinci içinde; masaya anahtarını koydu. Bakır kâseye çiçekleri koydu. Sütünü, yumurtasını koydu. Pencereden gelen ışığı koydu. Bisiklet sesinin çıkrık sesini, ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu adam masaya. Aklında olup bitenleri koydu. Ne yapmak istiyordu hayatta? İşte onu koydu. Kimi seviyordu? Kimi sevmiyordu? Adam masaya onları da koydu. Üç kere üç, dokuz ederdi. Adam koydu masaya dokuzu. Pencere yanındaydı, gökyüzü yanında. Uzandı, masaya sonsuzluğu koydu. Bir bira içmek istiyordu kaç gündür; masaya biranın dökülüşünü koydu. Uykusunu koydu. Uyanıklığını koydu. Tokluğunu, açlığını koydu. Masa da masaymış haa. Bana mısın demedi bu kadar yüke. Bir, iki sallandı durdu. Adam ha babam koyuyordu.
Edip Cansever
Kurnaz olmakla birlikte, barbarca işleyen bir beyni vardı, önünde belirli bir amaç olmadan asla kafası işlemezdi; düşünmek adına düşünceye dalmak onu aşan bir şeydi. Düşüncelerin hedeflenmiş olduğu noktaya gelmişti artık.