Ruhu Birkin'e karşı duyduğu köleliğin karanlığında, onun böyle kaçabilmek, kendinden apayrı var olabilmek gücünün verdiği acıyla kıvranıyordu. Onun değiştiğini, günü gününe, saati saatine uymayan bukalemunun biri olduğunu bildiği için. Varlığını paramparça eden, yakıp yıkan bir umutsuzlukla nefret ediyordu ondan. Öyle ki bir ceset gibi çürüyüp dağıldığını, kokuştuğunu hissediyordu ve içindeki, ruh ve bedenindeki bu çözülüşün, bu kokuşmanın korkunç bulantısıyla bitkinliğinden başka hiçbir şeyin farkında değildi.