Saçlarımı kuruluyorum,yavaşça çekiştirmeden tarıyorum.Kendime böyle anlarda çok yüklenir,hissettiğim duyguların ağırlığında ezilen benliğimi bir de ben ezerdim. Öyle yapmıyorum artık,hırpalamıyorum kendimi.Okşar gibi tarıyorum saçlarımı çocukken annemden yapmasını beklediğim gibi.Artık o ihmal edilmiş çocuğun ihtiyaçlarını görmezden gelmek yerine,geçmişte yaşayamadıklarına hayıflanmak yerine ona ihtiyaç duyduğu sevgiyi ben vermeye çalışıyorum.Kendi kendime annelik ediyorum,anneliği öğreniyorum.Bir gün bir kızım olursa onu çok seveceğim.Ona kendini,kusurlarıyla beraber bedenini,zaaflarına rağmen kişiliğini sevmeyi öğreteceğim.Bir erkeğe aşık olmadan önce kendine aşık olacak benim kızım.Arkadaşları tarafından daha çok sevilmek,onay almak için istemediği şeyleri yapmayacak.Eleştirilmekten korktuğu için boyun eğmeyecek zorbalara,çünkü ben ona kendi kalbine bakmayı öğreteceğim.Ben Ona kendi iç kaynaklarına yönelmeyi öğreteceğim,sevgiyi dışarıda aramak yerine kendi kendini sevmeyi,yaralandığında kendi yaralarını saracak güce sahip olduğunu öğreteceğim.Hayatta sıkıntıların olduğunu hep olacağını ama tünelin ucunda görünen cılız ışığı göstereceğim.Tünel ne kadar karanlık,ne kadar soğuk olursa olsun orada yalnız olmadığını hissettireceğim,ben ölsem bile elim kızımın omzunda olacak hep,ben ona kendi kendine destek vermeyi de öğreteceğim.Ayağına taş değmesin yavrum demeyeceğim mesela bu farazi bir istek ve hiç gerçekleşmeyecek.Ben kızımı gerçekleşmeyecek isteklerin boş hayalleriyle büyütmeyeceğim. Ben kızıma ayağına taş değdiğinde o taşı oradan kaldıracak güce sahip olduğunu,o taş yüzünden takılıp düştüğünde parçalanan diz kapaklarını öpecek kişinin yine kendisi olduğunu öğreteceğim.Ben kızımı öyle bir seveceğim ki o sevgi almak için başkalarından,kendi olmaktan vazgeçmek zorunda