"...zira hiçbir şey insanın zihnini sakinleştirmeye sağlam bir amaç kadar katkı koyamaz - bu amaç ruhun akıl gözümü sabitleyebileceği bir nokta oluşturur."
Doğru düşünmek, bu ancak gelişmiş bir bilgisayara öğretilebilirdi. Çözülen her sorunun yerini yeni bir sorunun aldığı günlük yaşamda doğru olana, ancak bir dizi düşünce ve davranış sürecinden geçilerek ulaşılabilirdi ve bu süreç her soru ya da her sorun için yeniden tekrarlanmak zorundaydı, üstelik başarı hiçbir zaman tümüyle garanti değildi.
"... Antlaşmalar, yasalar, sözleşmeler bir şey söylemez insana. Onlar tanrıların, kralların, soyluların küçük çıkarlarını korurlar yalnızca. Ama destanlar, efsaneler, şiirler insanın görüş ufkunu genişletir. Dağların ardında ne var, Fırat'ın döküldüğü deniz nasıldır, ovaların tükendiği yerdeki ağaçlar neye benzer, hepsini öğretir insana. Daha önemlisi yeryüzünün bir parçası olduğumuzu öğretir bize. Koyu gölgeli ceviz ağacının, bodur üzüm kütüğünün, dolgun sarı başakların, kuru otun, topraktaki karıncanın, kovuktaki yılanın, dağdaki kurdun, havadaki atmacanın kardeşimiz olduğunu öğretir. Bu yazılar bize, bizi anlatır..."
"... Salları, sığırları, koyunları, insanları yutan Fırat'ın içindeki dipsiz kuyular gibi bilgiyi bir anda emmek, tüketmek isteyeceksin. Ama öğrenmek kolay değildir, bir kaplumbağa gibi sabırlı, başı göklere değen yalçın kayaları un ufak eden rüzgar kadar inatçı olmalısın."