Bir Dostoyevski klasiğinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım...
Genel çerçeveden bakacak olursak kitabın yazarının ismini bilmesem bile gerek betimlerinden,gerek üslubundan Dostoyevski’nin eseri olduğunu anlarım.
Kitabın anafikri bu dünyada dürüst olmak ‘budala’ olmak demektir.Bu fikrin ne kadar doğru olduğu tartışılır.Zaten araştıracak olursanız bu eser ‘bu dünyada iyi bir insan olmak mümkün müdür,yoksa iyi olmak demek budalalık demek midir?’ sorgulaması üzerine kurulmuştur.
Konusuna gelecek olursak kitabın kahramanı Prens Mışkin sara hastası bir gençtir.İsviçre’deki tedavileri sonrasında Rusya’ya dönmüştür.Tedavi süreci boyunca insanlarla ilişkileri sınırlı olan gencin hayata ve insanlara uyum sağlaması oldukça zor olmuştur.Çünkü hayata bakış açısı diğer insanlardan oldukça farklıdır.Sürekli iyimser,affedici,ahlaklı,kötülük bilmeyen,iyi bir insan olduğu için insanlar onu ‘budala’ olarak tanımlasalar da herkes tarafından sevilen ve saygı duyulan birisidir.Ayrıca çokta zekidir.Aşk konusuna gelince ne istediğini bilmeyen bir yanı vardır.Tutarsızdır.2 kişiyi aynı anda sevebileceğini zanneder.Bu yönüyle okuyucuyu sinir edebilir.Fakat aşık olduğu karakterlerinde psikoanalizleri yapıldığında onlarında ne istediklerini anlamak zor.Bir yönden Prensin kafasının karışması da normal geliyor.
Eser aşk romanı olarak geçiyor ama kendinizi tamamen bir aşk romanı içerisinde bulmuyorsunuz.Kitabın psikolojik bir yanının olduğu su götürmez bir gerçek.
Roman karakter tahlillerinde son derece başarılı olmuş kahramanlarının ruh hallerini ve kişiliklerini derinlemesine irdelemekte başarı göstermiştir.
Fakat ne yazık ki sonu mutlu sonla bitmedi.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,4bin okunma